Manşet

Cinsel şiddeti tanıyor musunuz?


Background
share close
Time Code’un bu bölümünde cinsel şiddete maruz bırakılan kadınlar yaşadıklarını anlattı. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan sosyal çalışmacı Ayşegül Özadak ise ‘cinsel şiddet’in tanımını yaparak, “Şiddeti tanımak, şiddet türlerini anlamak, etkilerini anlamak ondan korunmak için çok önemli” diyor.
Varsayılanın aksine sorun “erkeklerin kontrol edilemez” cinsel dürtüleri değil. Unutmayın ki, bebekler bile cinsel şiddete maruz bırakılıyor. Dolayısıyla cinsel şiddetin tek sorumlusu var o da şiddeti uygulayan kişidir. (Time Code: 08:08-08:20)

Yeşim Özdemir
Bu podcastte ve haberde cinsel şiddet üzerine bilgi ve anlatılarla karşılaşacaksınız. Bunlar cinsel şiddete maruz bırakılanlar için tetikleyici olabilir.

“… Sorunlu bir boşanma döneminin ardından, benim yaşadıklarıma benzer sorunları yaşayan kadınlara yardım etmem gerekiyor diye düşündüm. En yakınımdakilerden başlayarak zorla evlendirilen kadınlara, bıkmadan usanmadan boşanmaları gerektiğini anlattım durdum. Her fırsatta onlara çaresiz olmadıklarını  anlatmak istiyordum. Bu dertle çeşitli kadın çalışmalarına katıldım. Bu çalışmalara katılırken belki amacım birilerine yardım etmekti ama farkında olmadan en çok kendime yardımcı oluyordum. Başıma gelen şeyin ne olduğunu idrak ediyordum. Kavrayamadığım, içinden çıkamadığım birçok şey anlam bulmaya başlıyordu. Suçlu ben değildim, bunu ben istememiştim. Başıma gelen hi bir şeyin sorumlusu ben değildim.
Bunları bir günde öğrenmedim. Çok zaman geçti, çok insan, çok kitap, çok hikaye dokundu. Fakat en tetikleyici olay şuydu ve hala hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’yle ilgili bir çalıştayı asiste ediyordum. Toplantı büyük bir salondaydı ve oldukça kalabalıktı; çeşitli kadın örgütleri, belediye başkanları, bazı kurum ve kuruluşların yöneticileri vardı. Bir kadın sunum yapmak için çıktı, evlilik içi cinsel şiddeti anlatıyordu. Anlatılan her şeyi de dinliyordum tabii. Kadın bir anda ‘evlilik içinde yaşanan tecavüzler’ diye bir cümle kurdu, başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldum. ‘Evlilik içi tecavüz’ kavramı defalarca kulağımda çınlamıştı.
Meğer ben yıllardır tecavüze maruz kalmıştım, meğer zorla gerçekleşen her cinsel ilişki sırasında hissettiğim o iğrenç duygu bundan kaynaklanıyormuş. Hemen salonu terk edip, lavaboya koşmuş, dakikalarca bağıra bağıra ağlamıştım.”

Şiddetin uyarı sinyallerini tanımak önemli

Bu cümleler 3 yıllık evliliği boyunca cinsel şiddete maruz bırakılmış genç bir kadına ait.
Siz de farkında olmadan cinsel şiddete maruz kalıyor olabilirsiniz.
Şiddet, genç ya da yetişkin çoğu kadın için kafa karıştıran bir durum. Bu nedenle, şiddetin uyarı sinyallerini tanımak şiddeti önlemede büyük önem taşıyor.
Özellikle evliliklerde ya da duygusal, romantik, cinsel beraberliklerde cinsel şiddet olarak tanımlanacak birçok davranışın olağan kabul edilmesi, utanıldığı için anlatılmaması veya sorunun inkar edilmesi bu konunun yeterince gündeme gelmesi ve tanınması önünde büyük engel yaratıyor. Mesela kıskançlık, koruma, endişe etme gerekçesiyle yapılan birçok davranış aslında cinsel şiddet içerir.

Cinsel şiddet nedir?

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, hazırladığı Kavramlar Sözlüğü’nde cinsel şiddeti şöyle tanımlıyor:

“Onay almaksızın, onay inşa ederek veya onay almanın söz konusu olamayacağı durumlarda kişinin/kişilerin uyguladığı, cinselliğe yönelik teşebbüs ve tehdit içeren her türlü eylem, davranış ve müdahale.”

Tanımdan da yola çıkarak belirtmeliyiz ki, davranışın cinsel şiddet sayılabilmesi için eyleme geçmiş olması gerekmez. Yani sadece tecavüz veya tacize maruz bırakılmak değil, teşebbüs edilmiş, tehdit boyutunda kalmış her türlü istenmeyen davranış cinsel şiddettir.

Peki tanımda dikkat çekilen “onay” kavramı nedir?

-Onay almak, cinsel şiddeti önlemede etkilidir.
-Onay; net, açık bir evettir.
-Herkes içindir.
-Alkol etkisi altındaki kararlar onay değildir.
-Partnerlik, sevgililik, evlilik, flörtleşme,
-Kararsızlıklar, bazı kıyafetler ve bazı bakışlar onay değildir.
-Mesajlaşmalar, arzu ifadeleri onay değildir.

Ve tabii çocuklar ve hayvanlar için onay almak söz konusu olamaz. Dolayısıyla Adalet Bakanı olduğu dönemde Bekir Bozdağ’ın yaptığı türden talihsiz açıklamalar kabul edilemez.
“Bu 2005’te yürürlüğe giren, ceza kanunun uygulamasındaki bu geçiş döneminde, yaşanan sıkıntılar nedeniyle, şu anda 16 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya olan insanlar var. Bunlar tecavüzcü değil, bunlar cinsel istismar suçunu zorla işlemiş olan kişiler değil. Tamamen ailelerin ve küçüğün de rızasıyla yapılmış işler.”

Küçüğün rızası, kadının rızası, kadının veya çocuğunun bu konuda yalan söylediği, kadının giyimiyle ya da davranışıyla bu şiddetin sorumlusu olduğu yönündeki mitler maalesef her eğitim düzeyindeki insanlarda görülebiliyor.
Hatırlarsanız Brüksel’de açılan bir sergide, kadınların giydikleri kıyafetler nedeniyle tecavüze veya tacize maruz kaldıkları algısına dikkat çekmek için cinsel şiddete maruz kalanların kıyafetleri sergilenmişti. O sergideki kıyafetlere bakarsanız gündelik kıyafetler, pijamalar, üniformalar ve küçük çocukların okul önlüğünü göreceksiniz. Yani varsayılanın aksine sorun “erkeklerin kontrol edilemez” cinsel dürtüleri değil. Unutmayın ki, bebekler bile cinsel şiddete maruz bırakılıyor. Dolayısıyla cinsel şiddetin tek sorumlusu var o da şiddeti uygulayan kişidir.


Brüksel’deki serginin haberi, kaynak: DW Türkçe

Şiddet herkes için karmaşık bir durum

Başta da belirttiğimiz gibi, cinsel şiddet çocuk, genç, yetişkin herkes için karmaşık ve hemen algılanması zor bir durum. Bu nedenle şiddetin uyarı sinyallerini çok iyi bilmek gerekiyor.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan sosyal çalışmacı Ayşegül Özadak’a kadınların ve çocukların cinsel şiddeti yeterince tanıyıp tanımadıklarını sorduk:

“Şiddet nedir, bize birisinin güç göstermesi, cezalandırmak veya biz kontrol etmek amacıyla uyguladığı davranışlardır. Ve biz de aslında bunu anlarız, bunun bize iyi gelmediğini, bizi rahatsız ettiğini, bize zarar verdiğini anlarız ama ismini koymakta zorlanabiliriz. Özellikle cinsel şiddetin adını koymakta zorlanıyoruz. Çünkü bizim için, genellikle tecavüz ve taciz hep dışardan gelen bir şeymiş gibi düşünülüyor. Hep bir yabancı bunu yapar gibi algılanıyor. Halbuki şiddet en çok kimden geliyor buna baktığımız zaman, hem kadınlara hem de çocuklara gelen şiddet hep en yakınlarından geliyor. Ve en yakınlarından geldiği zaman bunun adını koymak çok daha zor olabiliyor.

Özellikle evlilik içinde, evlilik içi tecavüzü yaşamak yada işte babadan, abiden dayıdan cinsel istismar yaşamak noktasında, özellikle çocuklar için çok çok zor bir şey bunu anlamlandırmak. Keza yetişkinler için de bunu anlamlandırmak ve adını koymak çok zor oluyor.
Bilgi bizi güçlendiren bir şey. Şiddeti tanımak, şiddet türlerini anlamak, etkilerini anlamak bunlar çok önemli ki ondan dediğiniz gibi uzak duralım. Ama bu tabi şöyle bir algı da yaratsın istemem. Yani biz bunu bilirsek o zaman hayır diyebiliriz rahatlıkla… böyle bir şey çok mümkün olmuyor. Çünkü şiddet o kadar karmaşık bir şey ki. Mesela cinsel şiddeti konuşuyoruz ama cinsel şiddette aslında kendi içinde psikolojik şiddeti, fiziksel şiddeti ve hatta belki ekonomik şiddeti de içinde barındıran bir şey. Bütün şiddet türleri birbirine geçişken bu noktada.”

Cinsel şiddetle ilgili yaygın mitler

Yine cinsel şiddetle ilgili olarak en yaygın bilinen mitlerden biri, kadınların tanımadığı erkekler tarafından cinsel şiddete maruz bırakıldıkları. Oysa ki cinsel şiddet çoğunlukla kocadan, babadan, akrabalardan, partnerlerden, iş arkadaşlarından gelir. Ve sanılanın aksine spontane gelişmez, oldukça planlı davranışlardır.

Örneğin 38 yaşındaki Zelal, 20 yıllık evliliği boyunca kocasından, cinsel şiddet görmüş.
Zelal, maruz kaldığı birçok davranışın şiddet olduğunu ancak boşandıktan sonra kavrayabildiğini anlatıyor.

“Ben şiddetin her türlüsüne maruz kaldım. Fiziksel olarak dayak yedim. Saçlarımı ellerinin içinde topladığını hatırlıyorum.  Ona gitme, buna gitme, kendi aile içerisinde bile göndermediği günler oldu, yasaklar koyduğu günler oldu. Psikolojik olarak da sürekli baskı altındaydım. Nerde kaldın, kiminle görüştün, kim geldi. Düşüncelerimi bile rahatlıkla ifade edemediğimi günler oldu. Cinsel şiddete gelince; istemedim zamanlarda beni cinselliğe zorladığı günler vardı. İstemediğim pozisyonlara da maruz kaldım cinsellikte.
Mesela bedenimi küçü
k düşürecek, beni aşağılayacak, hani şımarıyorsun… Neden bunu yapıyorsun, ben senin eşinim, ben sana yanaştığım zaman böyle yapmaman lazım.
Çok iğrenç bir durum. Ölmüş bir bedene yaklaşımı gibiydi artık istemeden birlikte olduğu d
önemlerde.
-Peki bunların cinsel şiddet olduğunu ne zaman anladınız?
Evliliğim 20 yıl kadar sürdü. Ben boşandıktan sonra bunları öğrendim, bunların bilincine vardım. Ben bunları yaşamışım ve şiddet olduğunu çok sonradan öğreniyorum maalesef. Keşke evlenmeden önce, zaten küçük yaşta evlendim, evlendirildim zorla maalesef.

O zaman o bilinçte olsaydım da daha çabuk, daha erken bitirebilseydim, 20 yılım heba olmasaydı.

-Peki cinsel şiddete maruz kaldığınızda yakınlarınıza anlatabiliyor muydunuz?

“Maalesef kendime bile anlatamıyordum, ayıplıyordum. Hani mahrem bir durum olduğu için sanki iki kişi arasında yapılan o, yorgan altındaki şeyin, dışarıya vurursam ayıpmış gibi geliyordu bana.
“Maalesef çok ayıplanırdı hani karı-koca arasında olur b
öyle şeyler diyerek; büyüklerimiz, ailemiz izin vermezdi. Biz saklasak ‘o ne kadar güçlü bir kadın, bunu sakladı’ ama biz bunu ortalığa çıkarsak ‘ne kadar çirkin bir hareket’ üstüne bir de ben suçlu çıkıyordum. Dayak yiyen ben, şiddete uğrayan ben, bunu açığa çıkarsaydım ayıplanıyordum.
-Anlattınız diye mi?
Tabii en yakınıma anlattığım zaman
‘bir şey olmaz, eşler arasında olur

Evli olmak “dur” deme hakkınızı elinizden almaz!

Özellikle evliliklerde ya da duygusal, romantik, cinsel beraberliklerde cinsel şiddet olarak tanımlanacak birçok davranışın olağan kabul edilmesi, ilişkilerin doğasında olduğu düşüncesi ya da mahrem konular denilerek saklanması nedeniyle şiddetle ilgili yapılan araştırmalarda cinsel şiddet oranları oldukça düşük görünüyor.
Unutmayalım ki evli olmak veya bir beraberliğin içinde olmak “dur” deme hakkımızın elimizden alındığı anlamına gelmez.

Cinsel şiddet yaşamış olan 27 yaşındaki Nehir de, cinsel şiddetin görünür olmayışındaki bir başka etmene, bizzat kendi ebeveynlerimiz tarafından susturulduğumuza dikkat çekiyor:

“Aslında cinsel istismara veya tacize maruz kaldığımız her davranışın bir cinsel şiddet içerdiğini düşünüyorum. Küçük bir kız çocuğuyken, evimizin altındaki marangoz çırağı sevme bahanesiyle beni kucağına alıp, taciz ettiği zaman da cinsel şiddete maruz kalmıştım.  
Üstelik annem içerden bu durumu görmüş olacak ki birden beni çağırdı, azarlayı
p ben daha o an olayın idrakını bile edemezken okkalı bir tokat attı. Sağ olsun, cinsel şiddeti fiziksel şiddetle taçlandırmış bulundu. Sanki taciz eden oradaki o adam değil de küçük bir kız çocuğu olarak ben suçluydum. Yani ona sorsanız, neden şekere ya da başka bir şeye kanıp da gidip adamın kucağına oturmuştum. Eminim ki birçok kız çocuğu buna benzer bir durumu benim gibi defalarca yaşamıştır.
Maalesef ki ben de o an o tokatla beraber, şunu öğrenmiş oldum.
“Böyle bir şey başıma gelirse suçlusu ben oluyorum. E neden böyle bir şeyi paylaşayım ki, saklasam daha iyi. Genç bir kadın olduğumda ilk cinsel şiddeti sevgilim yaşatmıştı. Henüz cinsel deneyimimin olmadığı zamanlardı ve beni sürekli cinsel birlikteliğe zorluyordu. Bunu kabul etmeyince bu defa farklı pozisyonlarda seks talebiyle geliyordu. Yani bu süregelen psikolojik baskıyla beraber ilk cinsel deneyimimi yaşamış bulundum.”

“Cinsel şiddet yaşadığımızda susmamız öğretiliyor”

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Ayşegül Özadak da Nehir’in anlattıklarına paralel olarak cinsel şiddeti yaşayanların susturulmasına ilişkin şunları söylüyor: “Şey konusunda gerçekten o kadar haklısınız ki, yani evet ‘cinsel şiddet yaşadığımızda susalım’ bu bize öğretiliyor. Aslında bu öğrenmeler bize şöyle olmuyor. ‘Bunu yaşadığında hiç konuşma’ denmiyor. Böyle bir şey yaşandığı zaman ya da siz böyle bir şeyle ailenize veya öğretmeninize gittiğiniz zaman bir sessizlik oluyor. Yani destek alamıyorsunuz veya sizinle konuşulmuyor, iletişime geçilmiyor, siz susturuluyorsunuz. Böyle bir noktada siz anlıyorsunuz ki konuşmamamız gerekiyor, demek ki bu sizin suçunuz. Özellikle gençken veya çocukken bunu yaşıyorsak, zaten bizim için her şey bize dönüktür. Daha ben merkezli düşünürüz ve böyle bir durum yaşandığında da bunun suçluluğunu biz yaşarız.”

Flört şiddeti

Şiddet türleri;
-Fiziksel şiddet
-Psikolojik şiddet
-Cinsel şiddet
-Ekonomik şiddet
-Dijital şiddet
-Flört şiddeti
-Israrlı takip şeklinde sıralanabilir.

Flört şiddetini biraz daha detaylı anlatmak gerekirse, sevgilinizin size karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır.  Partneriniz, size karşı şiddet göstererek üzerinizde egemenlik kurmayı, sizi kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Ve flört şiddeti sadece ilişki içinde değil, bitmiş ilişkilerde de ortaya çıkabilir. Nehir bu şiddet türlerinden flört şiddetini yaşıyordu:

Buna benzer cinsel şiddetler daha sonraki ilişkilerimde de devam etti. Mesela bir partnerim avukattı… Mesleğini, avukatlar veya eğitimli insanlar bunu yapmaz anlamında belirtmiyorum, en azından mesleği gereği çeşitli davalara girmiştir ya da girmese bile aldığı eğitim gereği bir kadın bilinci oluşmuştur diye söylüyorum.
Sık sık kıyafet tercihlerim hakkında ileri geri yorum yapardı. Dekoltesiz bir kıyafet giydiğim bile
“ne giydin de insanlar dönüp sana bakıyor” diyerek küçük düşürüyordu. Veya göğüslerim büyük diye, fiziğimle ilgili aşağılıyordu, ceketimle kapatmamı istiyordu falan.
Halbuki buradaki suçlu ne benim ne de bana bakan insanlar. Buradaki tek suçlu, benim o an ceketimle bedenimi kapatmam gerektiğini düşünen o zihniyetin ta kendisi.
Yani bu adam bırakın kadın bilincine sahip olmayı, davranışlarının yanlış olduğunu bile kabul etmezdi. Tabi bunları yaşarken bir  rahatsızlık hissediyordum ama bunların cinsel şiddet olduğunu bilmiyordum.”

Cinsel şiddeti uygulayan kişi avukat, Nehir de mühendis…  Başka mesleklerden olsalar ne fark eder?
Fakat cinsel şiddet, hakkında en çok önyargıların olduğu şiddet biçimi ve bu önyargılardan biri de eğitimli kişilerin başına böyle şeyler gelmeyeceği ya da eğitimli, iyi görünümlü, toplumda belli bir statüsü olan kişilerin bu şiddeti uygulamayacağı” yönündeki yanlış düşünceler…
O kadar ki, bu suçu işleyen tüm erkekler cezada “iyi hal indirimi” almak için mahkemelere takım elbiseli, kravatlı en şık halleriyle gelirler ve ne hikmetse karar vericiler de buna ikna olur.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Cinsel şiddet biçimleri

Mor Çatı web sitesinde yaygın görülen cinsel şiddet biçimlerinden bazıları şöyle sıralanıyor:

Tecavüz etmek, cinsel ilişkiye zorlamak, istemediği cinsel pozisyonlara zorlamak, “Hayır” dendiğini duymazdan gelmek, rızası olmadığı halde hoyratça ve acıtarak cinsel ilişkiye girmek, istemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlamak, cinselliği bir ceza/ödül yöntemi olarak kullanmak. Başka kişilerle cinsel ilişkiye girmeye zorlamak, seks işçiliğine zorlamak, cinsel ilişki için kadının rızasını tehdit, korkutma gibi yollarla inşa etmeye çalışmak, cinselliği kendi zevkine yönelik yaşamak, karşıdakinin ihtiyaç ve beklentilerini görmezden gelmek, sözle ve fiziksel yolla taciz etmek, teşhircilik yapmak, pornografik görüntüler izlemeye zorlamak, sürekli takip ederek telefon, internet gibi teknolojik araçlarla cinsel içerikli materyaller ya da konuşmalarla rahatsız etmek, onay almadan cinsellik içeren görüntüler çekmek ve cinsel içerikli görüntüleri yaymak ya da yaymakla tehdit etmek, kadın bedenini ve cinselliğini aşağılayacak şekilde konuşmak..

Fotoğraf: Gülnaz Bingöl / csgorselarsiv.org

“Şiddet sadece bir tarafımızın kırılması, yüzümüzün gözümüzün morarması sanıyoruz”

Birçok kadına “cinsel şiddeti tanıyor musunuz?” diye sorduğumda genellikle evet yanıtını alıyorum. Ama “sizce cinsel şiddet nedir, bir örnek verir misiniz? diye sorduğumda çok azı yukarıda saydığım cinsel şiddet biçimlerinden bahsediyor.

Nehir de bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Ben aslında şiddet ortamında büyüyen bir çocuktum. Annem yıllarca başta fiziksel olmak üzere, şiddetin her türlüsüne babam tarafından maruz bırakıldı. Hem de gözlerimizin önünde, defalarca kere… bu sebeple en ufak bir şiddeti ta en başında tanımam gerekiyordu. Ama sanırım ben de birçok kadın gibi ekonomik, psikolojik veya cinsel şiddeti ‘şiddet’ olarak görmüyordum. Evet tabii ki sorunlu davranışlardı ama şiddet değildi. Şiddet sadece bir tarafımızın kırılması, yüzümüzün gözümüzün morarması sanıyoruz. Ve ne yazık ki bu konular ne ailede öğretiliyor ne de okullarda.
Dolayısıyla yetişkin bir birey olana kadar bunlara maruz kala kala kendiniz öğrenmiş oluyorsunuz. Maalesef birçoğumuz maruz kaldığı halde de öğrenemiyor. Arkadaşlarımdan çok daha ağır şeyler duyuyorum ama şiddet olarak tanımlamıyorlar, ufak tefek halledilebilir sorunlar olarak görüyorlar.
Ha bir de cinsellik bizim toplumda hala çok büyük tabu, konuşulması ayıp bir konu. E konuşup tartışamayınca, bir bilene danışamayınca nasıl öğreneceğiz ki. Bu sebeple o bilinçlenme süreci de çok geç gerçekleşmiş oluyor. Şimdi dönüp geriye baktığımda tabi ki tüm bu anlattıklarımı ve anlatmadığım daha başka detayları da kesinlikle cinsel şiddet olarak tanımlıyorum ve asla benzeri bir durumun olmasına müsaade etmiyorum.”

Şiddete veya cinsel şiddete maruz bırakılmış kadınlarla konuşurken bir kez daha anlıyorum ki, yaşanılanların anlatılması, dile dökülmesi çok zor ve bu şiddete maruz kalanlar yaşadıklarının çok azını anlatabiliyorlar.
Bu geçmişle mücadele ederken zaman zaman sakin, zaman zaman da fırtınalı geçebiliyor. En ufak bir ses, görüntü veya hikaye tetikleyici olabiliyor. Bu sebeple cinsel şiddete maruz bırakılmış kişilerle konuşurken çok dikkatli olmalıyız.
Yaşadıklarını anlatmaları için ısrarcı olmak yerine ne kadarını anlatmak istiyorsa o kadarını dinlemek ya da dinlerken “keşke şöyle yapsaydın, böyle davransaydın” şeklinde akıl verici cümlelerden kaçınmak gerekiyor.
Yine önemli bir detay; o kişilerden “mağdur” diye bahsetmek yerine daha güçlendirici ifadeler kullanabiliriz. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği “hayatta kalan” ifadesinin kullanılmasını öneriyor. Biz gazeteci veya anlatıcılar için de “şiddete maruz bırakılan” veya “şiddeti yaşayan” demek sanırım daha doğru ifadeler olacak.

Bu dosya hazırlanırken Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Mor Dayanışma, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Uçan Süpürge gibi kadın örgütlerinin çalışmalarından çokça faydalanıldı. Sizler de şiddet ve cinsel şiddet konusunda daha fazla bilgiye ulaşmak için bu sayfaları veya benzeri birçok kadın dayanışma sayfalarını inceleyebilirsiniz. 

Önceki İçerik
Post comments (0)

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *