Manşet

Çok bilinmeyenli denklem: Covid19 aşısı


Background
share close
Time Code 23:58-24:10 “Aşılar uygulamaya girdikten sonra yeterli bilimsel çalışmalar yapılıp ondan sonra yan etkilerle ilgili dağılımı daha net olarak göreceğiz.” (Prof. Dr. Nilay Etiler)
Time Code 19:26-19:53 “Tüm dünyayı ne kadar zamanda aşılayabiliriz, bu bize pandeminin ne kadar zamanda ortadan kalkacağını gösterecek. Eğer biz tüm dünyayı, tüm dünya derken % 80’ini kastediyorum, bir yılda aşılayabilirsek ve aşı etkinliği de bir yıl ise o zaman bir yılın üzerindeki bir zamanda pandemi ortadan kalkar.”(Dr. Tolga Şahin)

Yeşim Özdemir

Koronavirüs salgını dünyada 1 milyon 400’ü aşkın kişinin ölümüne neden oldu. Vaka sayıları ise 63 milyonu aştı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hastalığa Covid-19 adını verdiği bu salgınla mücadelede bir yılı geride bırakmak üzereyken birçok ülkeden koronavirüs aşısıyla ilgili haberler geliyor.
Birçok ülke, klinik çalışmaları tamamlanarak öne çıkan aşı adaylarıyla sözleşmeler imzaladı bile. Hatta İngiltere etkinlik oranının yüzde 95 olduğu belirtilen Pfizer/BioNTech aşısının yaygın kullanımını resmi olarak onaylayan ilk ülke oldu.
Türkiye’de ise Aralık ayı ortalarında Çin’den sipariş edilen aşılar uygulanmaya başlanacak. 

Aşı çalışmalarında son durum nedir?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, şu an için dünya genelinde, 48 Covid-19 aşı adayı klinik denemelerle insanlar üzerinde test edilirken, 164 aşı adayı da klinik öncesi geliştirme aşamasında bulunuyor.

Rekor seviyede gelişen bu aşı çalışmalarında öne çıkan aşı adaylarının %70 ila %95 oranında başarılı olduğu belirtiliyor.
Örneğin Almanya biyoteknoloji firması BioNTech ile Amerikan İlaç firması Pfizer’ın geliştirdiği BİONTECH aşısının %95 oranında başarılı olduğu söyleniyor.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Moderna ilaç firmasına ait. MODERNA aşısının da yine %95 oranında başarılı olduğu belirtiliyor.
AstraZenaca firmasının Oxford Üniversitesiyle ortaklaşa ürettiği OXFORD/ASTRAZENECA aşısının ise belirtilen başarı oranı %70…

Time Code” programımızın bu bölümünde aşıyla ilgili son gelişmeleri halk sağlığı uzmanları Prof. Dr. Nilay Etiler ve Dr. Tolga Şahin’le konuştuk. 

3 – 5 yıldan önce çıkmaz derken, süreç nasıl hızlandı?

Normal şartlarda aşı üretimi yılları buluyorken, pandemi dönemlerinde süreç daha hızlı ilerliyor… Tarihte üretilmiş tifo, kızamık, çocuk felci gibi birçok aşının üretilmesi yıllar sürdü. Örneğin çocuk felci aşısının üretiminin 47 sene sürdüğü biliniyor. Kızamık aşısının ise 10 yıl…

Salgın dönemlerindeki aşı üretim sürecinin nasıl olduğunu bize Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Tolga Şahin aktarıyor:

“Aşıların ilaçlardan farkları vardır. Genelde bir ilaç alındıktan sonra 12 saat 24 saat veya hafta, ay gibi bir ayı geçmeyen etki süreleri vardır. Fakat aşılar yıllar boyu etkili oldukları için, bir insan bir aşıyı kullandıktan sonra hayatı boyunca onun etkilerine veya yan etkilerine maruz kalabilmektedir. Bu nedenle aşı çalışmaları ilaç çalışmalarına göre fark yaratır. Daha uzun çalışma sürelerine ihtiyaç duyar.

İlaç çalışmaları 1-2 yıl gibi bir süreç içerisinde güvenlik verilerine sahip olabilirken, aşı çalışmalarının bu süreleri 5-10 yıl gibi süreleri bulabilmekte. Fakat bugün geldiğimiz noktada koronavirüs hastalığı oldukça tehlikeli bir boyutta ve tüm dünyayı ilgilendirdiği için istisnai konuları atlayabiliyorlar. Hızlandırılabiliyor. Aslında ilk başta hep bahsedilen bir süreç vardı; aşı 3-5 yıldan önce çıkmaz deniyordu. Aslında rutin prosedür uygulanırsa evet, çıkmaz. Bugün aşı hangi aşamada nasıl yürütülüyor?

Öncelikle güvenilirliğine bakılıyor. Yapılan çalışmalarda aşıda ciddi bir yan etki bulunmazsa üretim süreçleri başlatılır. Ve belirli bir antikor seviyesi, yani bağışıklık seviyesi elde edildiği anda da aşı denenmeye başlanır. Buna ‘acil durum onayı’ deniyor. Dünya Sağlık Örgütü şu an acil durum onayı ile aşıların bir an önce toplumla buluşmasını amaçlamakta.” 

Firmalar sürece nasıl dahil oluyor?

Peki firmalar bu aşı üretim süreçlerine nasıl dahil oluyorlar ve Dünya Sağlık Örgütü’ne karşı sorumlulukları neler?

“Birçok firma bu sürece girdi, girdikten sonra çalışmalar başlattı. Ve başlattıkları çalışmalarda hepsi DSÖ’ne bu konuda yaptıkları çalışmaları bildirmek zorunda idi. Hatta Türkiyede bazı çalışmalar oldu, bazı üniversite ve kurumlar biz aşıyı buluyoruz, başlattık veya bulacağız dedi. Ama bakanlığın orada bazı itirazları oldu. Aslında itirazları şöyle haklıydı. Siz kendi evinizde, laboratuvarda bir aşı üretemezsiniz. Çünkü toplumsal bir konu olduğu için, toplumu ilgilendirdiği için aşı üretimlerinde DSÖ veya sağlık otoritelerini bilgilendirmek ve süreci onlarla paylaşmak zorundasınız. Bu söylediklerim şunun için çok önemli; DSÖ üretilen aşıların miktarlarını, çalışmalarını sürekli takip eder.”

Yüzde 70 – 90 başarı uygulamada görülecek mi?

Aşılarla ilgili kamuoyuna açıklanan yüzdeli başarı oranları uygulamada da aynı mı olacak? Tolga Şahin, bu sorumuzu şöyle yanıtladı:

“Ş
imdi deniyor ki, aşının virüse karşı %90 etkinliği gösterildi. Fakat aşının, insanlara uygulanmadan etkinliğini bilemeyiz. Şu an bahsedilen etkinlik, antikor oluşturma yüzdesi. Bu şu demek; yani şu an aşı çalışıyor. Vücutta bir bağışıklık cevabı oluşturuyor. Fakat biz bugün biliyoruz ki koronada zaten bağışıklık cevabı oluştuktan ve hastalık geçtikten yaklaşık üç ay sonra, hastalığı geçirmiş kişiler tekrar hasta olabiliyor. O zaman aşılandıktan üç ay sonra biz hasta olacak mıyız, olmayacak mıyız sorusunun cevabını aşı programı başladıktan sonra görebileceğiz. Şu an bunu da bilmiyoruz. Çünkü vücudumuzda hafıza hücresi dediğimiz, bağışıklık sistemindeki hafıza hücreleri bazı hastalıklarda onlarca yıl korur. Fakat şu an koronada bu sistemin nasıl çalıştığını hala bilmiyoruz, görmedik.” 

Aşılarda hangi teknolojiler kullanılıyor?

Aşı çalışmalarında öne çıkan bir önemli başlık da geleneksel aşılara göre daha yeni teknolojilerle üretilmiş olmaları. Farklı firmaların aşı adaylarında değişiklik gösteren bu yeni teknolojiye biraz daha yakından bakalım:
Biontech ve Moderna aşıları RNA teknolojisi ile Oxford ve Sputnik aşıları ise viral vektör teknolojileriyle üretildi.
Geleneksel aşılarda enfeksiyona neden olan virüsler zayıflatılarak vücuda enjekte ediliyor. Böylelikle vücut bu virüse karşı bağışıklık kazanmayı öğreniyor.
RNA tabanlı aşılarda ise; virüsün tamamı yerine genetik bilgisini taşıyan RNA zincirinden kritik bir kısım vücuda enjekte ediliyor.

Viral vektör aşılarında da yine gen teknolojisi kullanılarak virüsün taşıdığı genetik materyalin bir kısmı başka bir virüs içine yerleştiriliyor ve vücuda enjekte ediliyor.

Çünkü viral vektör aşılarının üretici firmaları, normal saklama koşullarında uzun süre bozulmadan dayanabildiğini söylüyor.
Fakat RNA teknolojisiyle üretilen aşıların, üretim sürecinden dağıtım sürecine kadar soğuk bir tedarik zincirinde taşınması gerekiyor. Hatta dağıtım sürecinin tamamlanmasından sonraki depolama sürecinde bile -70/75 santigrat derecelik bir ortamda tutulması gerekiyor.
Biontech aşısıyla ilgili olarak BioNTech firmasının CEO’su Profesör Dr. Uğur Şahin, BBC’ye verdiği röportajda konuyla alakalı “Beklentim 2021’in ikinci yarısında, dünyanın her yerine aşının dağıtılabilmesi için bir soğuk zincir çözümü bulacağımız yönünde” diyor.

Prof. Dr. Nilay Etiler, şunları anlattı:

“Covid-19 hastalığına karşı üretilen aşılar, farklı teknolojilerle üretildi. Her birinin kendine göre avantajı ve dezavantajı var. Ama burada hangi aşının sahada kullanılacağı yani topluma uygulanacağı konusunda bazı önemli noktalar var. Aşılama hizmetlerinde bizim için önemli olan konulardan bir tanesi aşının en uçtaki sağlık kuruluşuna kadar güvenli bir şekilde ulaştırılıyor olması. Örneğin -70 derecede korunması gereken Pfizer/BioNTech aşısı için söyleyecek olursak hani bunun acaba en uçtaki Aile Sağlığı Merkezi’ne kadar ulaştırılması lojistik anlamda ne kadar mümkün bunu henüz bilmiyoruz.

Onun dışında da bazı aşılarda da biliyorsunuz rapel gerekiyor. Yani bir hatırlatma dozu gerekiyor aşının etkisinin ortaya çıkabilmesi için. Dolayısıyla kişileri ikinci kez belki de üçüncü kez aşılatmak gerekebilir.”

Ülkeler aşıya nasıl ulaşılacak?

Prof. Dr. Uğur Şahin’inin dediği gibi bu lojistik sorunlar da halledildi ve başarısı tescillenen aşılar piyasaya sürüldü, ülkelere dağıtıldı. Peki bu noktadan sonra, kim aşıya nasıl ulaşacak? Aşının ülkelere ulaşma sürecini Dr. Tolga Şahin anlattı:

Öncelikle bulan firmalar tabii ki DSÖ ile bir iletişim halinde olacak. Yani ben istediğim ülkeye veririm, istemediğime vermem” deme şansları olmayacak. Ülkeler DSÖ’ne ihtiyaçlarını gönderecek. Diyecekler ki, benim şu kadar ihtiyacım var, ben şu kadar ödeyebilirim diyecek.
Tüm dünyanın beraber adım atması çok önemli. Bunu DSÖ’nün sağlıyor olması gerekecek. DSÖ’ne burada çok iş düşüyor. Her ülkenin özellikle risk gruplarının aşılanması gerekecek. Bunun dağıtımı tabi protokollerle oluyor. Her ülkenin Sağlık Bakanlığı, her ülkenin otoriteleri bu konuda belirli rakamlar verip, ülkedeki bireylere sağlıyor olması gerekecek. Bu zor bir süreç. Çünkü 200’ün üzerinde ülkeyi etkilemiş, dünyadaki insanların hemen hemen hepsini etkilemiş bir süreç. Oldukça zor. Ama dünyanın parça parça da olsa herkesin aşılanıp, hatta belki aşılanan kişilere seyahat izni verilecek veya aşılanan kişilere bazı imtiyazlar tanınabilecek. Ancak bu şekilde birkaç yıl içerisinde pandeminin kontrol altına alınabileceği tahmin ediliyor.”

Aşının Türkiye içinde dağıtımı nasıl olacak?

Türkiye’deki aşılama sürecinin nasıl ilerleyeceğini ise Prof. Dr. Nilay Etiler şöyle aktardı: 

Türkiye’de aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık kuruluşlarında yürütüyor. Ki bunların başında da Aile Sağlığı Merkezleri geliyor. Elbetteki bir sağlık sistemi içerisinde bu aşıların, belli bir düzen ve planda uygulanması gerekir. Yani aşı geldi, gelin aşıyı yaptırın gibi değil. Kimlerin risk grubunda olduğu, öncelikli olan gruplar belirlenecek. Mesela 65 yaş üstü olanlar, kronik hastalığı olanlar… Bu bilgilerin hepsi Aile Sağlığı Merkezleri kayıtlarında mevcut. Nasıl ki mevsimsel grip aşısı için, Aile Sağlığı Merkezleri kullanılıyor ya da bebek aşılarında Aile Sağlığı Merkezleri kullanılıyor, burada da bu şekilde olması gerekir. Tabi aşılama hizmetlerinin en önemli noktalarından bir tanesi kayıt sistemidir. Yani aşılar geldi topluma gelişigüzel aşı yapılamaz. Kime aşı yapıldı, kaç doz aşı yapıldı? Bunlar çok önemli. Özellikle de hatırlatma dozu yani rapel dozu yapılması gereken aşılarda, birinci doz aşıyı yaptıktan sonra, ikinci dozu hatta belki varsa üçüncü dozu yapmak için kişilerin bilgilerinin kayıt sistemine girmesi lazım. Ve bunun takip edilmesi lazım. Yani birinci dozunu yaptırıp ikinci dozunu yaptırmayan kişiyi, aşısını tamamlamak için, çağırmak gerekiyor.”

Türkiye’nin sipariş edeceği aşı hangi fazda?

Öne çıkan aşı adaylarının, vücutta yeterli bağışıklığı sağlaması için 3-4 hafta arayla ikişer doz uygulanacağı söyleniyor. Çünkü ilk dozun uygulanmasından sonra geçen sürede azalan antikor miktarını, ikinci doz ile belli bir seviyenin üzerine çıkarmak gerekecek. Aşıların iki doz hatta belki de üç doz uygulanması gerekliliği beraberinde “aşı herkese yetecek mi” tartışmalarını da gündeme getirdi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’nin Çin menşeli CoronaVac aşısı için 50 milyon dozluk sözleşme imzalandığını ve aralık ayı ortasından itibaren başta sağlık çalışanlarında uygulanmak üzere yoğun bir şekilde aşılama sürecinin başlayacağını söyledi. CoronaVac aşısıyla alakalı şöyle bir ayrıntı söz konusu, aşının Faz 3 çalışmaları hala devam ediyor. Normal şartlarda bir aşının ruhsatının alınması ve piyasaya sürülmesi için Faz 1, Faz 2, Faz 3 çalışmalarını tamamlaması gerekiyor. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi pandemi dönemlerinde bu süreçler daha hızlı ilerleyebiliyor.

Dr. Tolga Şahin, daha anlaşılır olabilmesi için bu süreçleri şöyle anlattı:

“Şimdi firmalar, aşı üretirken öncelikle faz 1, faz 2, faz 3 dediğimiz süreçlerden geçiyorlar. Faz 1; bir aşının güvenliğinin ve etkinliğinin gösterildiği laboratuvar çalışmalarıdır. Yani laboratuvarda bir üretim yapılır ve üretim sonrası, özellikle hayvanlar üzerinde denemeler yapılır. Ve burada bir antikor seviyesi oluşuyor mu oluşmuyor mu veya bir yan etki var mı bunlara bakılır. Faz 2ye geldiğimizde ne kadar bağışıklık hücresi oluşturuyor? Evet aşı güvenli, istemeyen bir yan etki oluşturmadı, devamında da bir bağışıklık cevabı oluşturdu kısmını görüyoruz. Fakat gerek Faz 1 gerek Faz 2 çalışmaları tamamen laboratuvar ortamındaki bilgilerdir. Bu bize bir fikir verir ama aşının gerçekten işe yarayıp yaramadığını göstermez. İşte bu aşamada Faz 3 çok önemeli, Faz 3e geçtiğimizde bu insan çalışmalarıdır. Yani biz hayvan üzerindeki çalışmalarla güvenliği ve antikor oluşturduğunu veya etki ettiğini gördüğümüz aşının insanlarda kullanımıyla ne olacağını Faz ‘te görebiliyoruz. Faz 3 önemli, çünkü hayvanda antikor üreten bir şey insanda üretemeyebilir. Bu nedenle insanlardaki çalışmalara bakılır. Bu da şöyledir, yüz kişi aşılandı diyelim ki aşılarda genelde 10 bin, 20 bin, 40 bin gibi rakamlara çıkmak gerekebilir. Çünkü genetik faktörlerde önemli, ülkeden ülkeye ırktan ırka aşının etkinliği değişebilir.”

Aşılar çare olacak mı, eski normale dönecek miyiz?

Peki aşıların uygulanmaya başladığı süreçten ne kadar sonra biz bu aşıların koronavirüse çare olup olmadığını anlayacağız? Tolga Şahin, anlattı:

“Şimdi şöyle bir bilgimiz var. Hasta olan bir kişi üç ay sonra da hasta olabiliyor. Çok fazla vaka yok ama bu anlamda görüyoruz ki hastalık üç aylık bir periyotta antikorlar koruyor. Sonrasında muhtemelen antikorlar düştüğü için, kişi tekrar hasta oluyor. Böyle birkaç vaka var. Bunun üzerinden gidersek bir defa üçüncü ayla, beşinci aylar çok kritik. Yani 100 kişiyi aşıladınız ve ilk üç ayda veya altı ayda hasta olmuyorsa, bu süre uzadıkça bize fikir verecek. Aslında aşılandıktan sonraki süreci takiple ilgili bir şey. Genelde bu bir yıldır, neden bir yıldır? Aşıyı yapabilme süresi de çok önemli. Tüm dünyayı ne kadar zamanda aşılayabiliriz, bu bize pandeminin ne kadar zamanda ortadan kalkacağını gösterecek. Eğer biz tüm dünyayı, tüm dünya derken % 80ini kastediyorum, bir yılda aşılayabilirsek ve aşı etkinliği de bir yıl ise o zaman bir yılın üzerindeki bir zamanda pandemi ortadan kalkar. Aşı etkinliği de ancak aşıladıktan sonra işte Faz 4 dediğimiz süreçte takiplerle ancak anlaşılabilecek.”

Covid 19 aşısı zorunlu mu olacak?

Aşı konusuyla ilgili bir başka tartışma konusu da aşılanmanın zorunlu olup olmayacağı? Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi olan Prof Dr. Nilay Etiler toplum bağışıklığının sağlanması hedefleniyorsa aşının zorunlu olması gerektiğini ifade ediyor:

Genellikle aşıları uyguladığımızda bir toplum bağışıklığı elde etmeyi amaçlıyorsak, sürü bağışıklığı deniyor buna, biz toplum bağışıklığı demeyi tercih ediyoruz daha çok. O zaman aşıların genellikle zorunlu olmasını savunuruz. Çünkü burada artık aşı, kişinin bireysel sağlığını korumanın ötesine geçmiş toplum sağlığını koruyan bir  özellik taşıyor. Bir kişi diyebilir ki, hani mevsimsel grip aşısında toplum bağışıklığı hedefi yoktur, orada kişilerin korunması yani kişi hastalığı kapmasın. Ama örneğin, kızamık için, kızamıkta hem kızamık aşısını olan çocuk kızamık olmasın hem onu kızamıktan koruyalım hem de ikinci bir hedef de belli bir düzeyde kızamık aşısı, aşılama oranını tutturabilirsek ki buna toplum bağışıklığı deniyor. O zaman toplumda, kızamık hastalığını kontrol altına alabiliriz. İşte Covid-19 için bu ikinci hedef ön plandaysa o zaman aşılar zorunlu olmalı.”

Olası yan etkileri neler ?

Zorunlu olması halinde, aşının güvenli olup olmadığıyla ilgili endişe duyanlar olacaktır. Peki bu durumda ne olacak?

Elbette aşılarla ilgili insanlar tereddüt yaşayabilirler. Çocuklarına ve kendilerine aşı yaptırma konusunda tedirgin olabilirler. Bu ayrı bir kategori ama bir de tereddütün ötesinde aşıyı tamamen reddeden bir kesim var ki bu kesim her ülkede var. Bu bilim karşıtlığıyla birlikte giden bir durum. Covid-19 aşısı içinde benzer bireyi bekliyoruz. Ama şunu da söyleyeyim; genellikle aşı karşıtlarının genellikle bulunduğu ortamlara baktığımız zaman, hastalığın yaygın olmadığı dolayısıyla aşıyı gereksiz bulan, aşının içindeki çok düşük miktardaki alüminyumu kimyasal kirlilik olarak tanımlayan yani bilimsel olarak temeli olmayan ve aslında toplum açısından da aşıyla önlenebilir hastalığın sorun olmadığı toplumlarda olduğunu görüyoruz.”

-Buradan hareketle şeyi de belki biraz detaylandırabiliriz, yan etkileri nedir, ne olabilir?

Yan etkiler konusunda da yani en başta sizin de söylediğiniz gibi farklı teknolojilerle üretilen aşıların farklı yan etkileri ortaya çıkabiliyor. Bu genel olarak ortaya çıkabilecek olan bir sorun. Yani şu kadar sıklıkta çıkar diyemeyiz ki zaten uygulandıktan sonra aşıların istenmeyen etkileriyle ilgili bilgi toplanıyor. Yani özet olarak aşılar uygulamaya girdikten sonra yeterli bilimsel çalışmalar yapılıp ondan sonra yan etkilerle ilgili dağılımı daha net olarak göreceğiz.”

Yerli aşı ne durumda?

Son olarak Türkiye’nin aşı üretim yarışında hangi noktada durduğuna bakalım:

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, geçtiğimiz aylarda katıldığı “Yerli Aşı Ortak Çalışma Grubu’nun toplantısında Türkiye’de 14 farklı merkezde Covid-19 aşı çalışmasının devam ettiğini söylemişti. Gelinen noktada 5 aşının hayvan denemelerinin tamamlandığını, Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde ve Ankara Üniversitesi’nde geliştirilen iki aşı adayının da insan üzerinde denemelerinin başlayacağını belirtmişti.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yerli aşı çalışmalarında şu an bulunduğumuz noktayı ise şöyle açıklamıştı: Yerli aşımızı bu dönemde biliyorsunuz birinci fazı Aralık ayının muhtemelen 14-15’inde bitmiş olur. Eğer bu şekilde devam ederse Faz 2’ye geçilmiş olur. Bizim yerli aşımızın da Nisan ayında Faz 3 yaygın kullanımına geçebileceğimizi düşünüyoruz. Her şey normal seyrederse…”

Tagged as: , , , .

Önceki İçerik
Post comments (0)

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *