Manşet

Ceren Sözeri: “RTÜK’ün hiç kadın üyesi yok. Kararları nedeniyle yapımcılar otosansüre gidiyor”


Background
share close
“Sadakatsiz” dizisi birinci bölümden itibaren, evli bir erkeğin eşini aldatması konusu üzerinden kurgulanıyor. Dizinin beşinci bölümüne kadının aldatma kurgusu eklenince RTÜK diziye “toplum değerlerine aykırı” sahnelerin bulunduğu gerekçesiyle idari para cezası verdi. Bu ceza toplumda ve sosyal medyada, RTÜK’ün “toplumsal cinsiyet eşitliğine” ters düşen kararlar aldığı yönünde tepkilere neden oldu. 
Time code 29:46:  “Düzenleyici kurumun başkanı kalkıp, Cumhurbaşkanına kendisini o konuma atadığı için teşekkür ediyorsa zaten o yayıncılık alanında hiç kimsenin iktidarı denetleme işlevini yürütebilmesi mümkün değil”

Yeşim Özdemir

Time Code serisinde RTÜK’ün yapısal ve hukuksal işlevini ele aldığımız araştırma dosyamıza katkı veren isimlerden Ceren Sözeri’nin değerlendirmelerine yer veriyoruz…

Evli bir çiftin evliliğindeki çalkantıları konu alan “Sadakatsiz” dizisinin yayımlanan bölümlerini incelediğimizde, dikkat çeken bir sevişme veya öpüşme sahnesinin olmadığını görüyoruz. Zaten RTÜK “toplum değerlerine aykırı” sahnelerin bulunduğu gerekçesiyle ceza verirken bu sebeple değil, dizinin olay kurgusunda öne çıkan aldatma konusuna “evlilik dışı ilişkileri normalleştirdiği” gerekçesiyle ceza veriyor. Yani toplum değerlerine aykırı bulunan kısım bu. Fakat birinci bölümden itibaren erkeğin aldatması üzerinden kurgulanan bölümlere ceza verilmezken, beşinci bölümde, kadının aldatma konusu devreye girince RTÜK ceza veriyor. Cezaya verilen tepkiler de bu kısımla alakalı. Sosyal medyada “erkek yapınca sorun yok, kadın yapınca toplum değerlerine aykırı bulunuyor” şeklinde tepkilere neden oldu. Ayrıca bu ve benzeri müdahalelerle RTÜK’ün kadın kimliği üzerinden bir yaşam biçimi dayatttığı ve kadın bedeni üzerinden “ahlak” dayatması yapıldığı yönünde eleştiriler de gündeme geldi.

RTÜK yasası ne diyor?

6112 sayılı RTÜK yasasının Yayın hizmeti ilkelerinin belirtildiği üçüncü bölümünde bir yayının; “Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar”ı içermemesi gerektiği belirtiliyor. Sosyal medyada “Sadakatsiz” dizisine ve benzeri diğer dizelere aynı gerekçeyle ceza veren RTÜK’ün yasada belirtilen bu maddeyi dikkate almayarak kararlar verdiği eleştirileri yapıldı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın cinayetleri veya kadına yönelik şiddetle alakalı konularda nasıl kararlar aldığını Galatasaray Üniversitesi, İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Ceren Sözeri değerlendiriyor:

İktidar partisinin ve onu destekleyen MHP’nin bir kadın politikası, daha doğrusu kadını aile içerisine hapseden bir ideolojik bakış açısının olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla daha geçen senelerde olduğu gibi, kadınlara şiddet uygulanan, işte ne biliyim taciz ve tecavüz görüntülerinin olduğu diziler reyting getirdiği gerekçesiyle her hangi bir yaptırıma, cezaya maruz kalmazken; “Sadakatsiz” dizisinde kadın aldattığı taktirde, bunun aile değerlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bir ceza verilebiliyor. Kadının toplumsal cinsiyet rolleri, bugün televizyonlarda yansıtılan toplumsal cinsiyet rolleri iktidar partisinin ve onu destekleyen MHP’nin ideolojisiyle birebir paralellik gösteriyor.”

RTÜK’te kadınlara yer yok!

“RTÜK’te hiç kadın üye yok. Yani karar alma süresinde RTÜK üyeleri siyasi partilerin temsilcilerinden oluşuyor ve demokratikmiş gibi görünüyor. Ancak karar alma süreçlerinde  hemen hemen tamamı erkeklerden oluşuyor. Şu anda Cumhur ittifakı üzerinden de düşünürsek yani MHP kotasından girmiş üyelerle AKP kotasından giren üyelerin çoğunlukla beraber hareket ettiği de düşünülürse, onların siyasi görüşleri ve ideolojileri doğrultusunda kararlar alınması çok da şaşırtıcı değil. Zaten sadece kadın konusuyla ilgili değil, pek çok konuda da daha muhafazakar bir takım kararlar alınıyor. Hatta  yazılı olmadığı halde, örneğin bir dizi oyuncusunun içtiği içkinin blurlanması gibi… Kendi dünya görüşlerine uygun kararlar alıyorlar. Bunlar üzerinden kanallara çeşitli cezalar uyguladıklarını veya  daha yazım aşamasında dahi müdahalede bulunduklarını görüyoruz. Almış oldukları bu kararların popüler kültür ürünleri diziler, televizyon programları vs bu konular üzerinde, bu konuları üreten programcılarda, senaristlerde bir otosansür mekanizmasını harekete geçirdiğini, yani “bunu böyle yazarsam mutlaka başıma bir şey gelir, kanal ceza alır, dizi yayından kaldırılır” gibi birtakım korkularla hareket ettiklerini biliyoruz.”

RTÜK üyeleri arasında kadın yok. 1994’ten beri sadece iki defa kadın üye olmuş.
Esin Konanç, 1994-1996 yılları arasında RTÜK üyeliği yapmış, Hülya Alp ise 2007 yılında RTÜK’ün Üst Kurul üyeliğine seçilmiş.
Oysa ki gelişmiş ülkelerdeki benzeri denetleyici ve düzenleyici kurumların üst kurulalarına baktığımızda kadın üyeleri görmek mümkün.

İletişim Akademisyeni Yasemin İnceoğlu, Bianet’e verdiği bir röportajda, farklı ülkelerden birkaç örneği şöyle aktarıyor: “RTÜK’e benzer kuruluşlara baktığınızda Fransa’da Conseil Superieur de l’audiovisuel (Görsel İşitsel Yüksek Konseyi) var. Konseyin Başkanı dışındaki 6 üyeden üçü kadın (Michèle Léridon,Nathalie Sonnac, Carole Bienaimé-Besse).
ABD
’deki FCC’ye (Federal Communicationsa Commission- Federal İletişim Komisyonu) baktığınızda da yine erkek başkan dışındaki 4 üyeden ikisinin (Mignon Clyburn,Jessica Rosenworcel) kadın olduğunu görüyorsunuz, diğer ülkelerde de durum aynı.”

RTÜK yasası muğlak ifadelerden oluşuyor

Medya Ekonomisi, medya politikaları, medya etiği, ayrımcılık ve nefret söylemi konuları üzerinde çalışmalar yürüten Ceren Sözeri RTÜK yasasının içeriğine de değinerek şunları söylüyor:

“Şöyle yasal bir kılıfa oturtulabilir. RTÜK kanunu 6012 sayılı kanunun 8. Maddesi yayın içeriklerini düzenliyor ve yani herhangi bir şeyi o yayın ilkelerine sokabilirsiniz. Yani televizyonda bir dizi karakterinin içki içmesinin işte alkolü özendirmek, “İçki içmesi yasaktır” diye bir kural yoktur ama siz bunu “genel ahlak, ailevi değerlerin korunması vs” gibi son derece muğlak ifadeler içeren o 8. Maddesindeki içeriği düzenleyen bütün o bentlerden herhangi birisinin içerisine sokabilirsiniz. Zaten 2011 yılında bu kanun hazırlanırken, biz RTÜK üyeleriyle görüşmüştük, medya politikalarına dair bir rapor hazırlıyorduk. O zaman bunu da açık açık söylemişlerdi. Herhangi bir konuda ellerinin rahat olabilmesi için, o içeriğe dair maddeler bu kadar ayrıntılı bir şekilde düzenlendi. Fakat o kadar muğlak ifadeler ki bunu her şeye kullanabilirsiniz. İstediğiniz gibi eğip bükebilirsiniz.”

“RTÜK’ün görevlerini yerine getirebilmesi için özerk olması gerekiyor”

RTÜK denetleyici ve düzenleyici bir kurum. Bu iki misyona bağlı olarak RTÜK’ün medyada çoğulculuğu ve çoksesliliği sağlamak, ifade özgürlüğünü ve kamunun bilme hakkını garanti altına almak gibi işlevlerini yerine getirmesi beklenir.

Akademisyen Ceren Sözeri, RTÜK’ün görevlerini yerine getirebilmesi için özerk olması gerektiğine dikkat çekiyor:

“Şimdi RTÜK’ün esas olarak görevi, düzenleyici olmak ama düzenleyicilikten ne anladığımızı netleştirmemiz gerekiyor. RTÜK, özel radyo ve televizyonların yasal niteliğe kavuştuğu 1994 yılında kuruldu. Dünyanın başka ülkelerinde de böyle düzenleyici kurumlar var. Çünkü frekansların kamu malı olduğu ve kimin yayıncılık yapacağı konusunda, yayıncılık kalitesini arttırmak ve çeşitliliği sağlamak adına kamu yararına bu düzenlemeyi yapan bir görevi var. Fakat RTÜK’ün bu görevini yerine getirebilmesi için, bir kere özerk olması, yani iktidardan bağımsız bir yapıya kavuşması gerekiyor. Başlangıçta biraz mali olarak da yönetim olarak da özerkti. Ve işte yapılanması da siyasi partilerin seçmiş olduğu insanlardan oluşması da aslında siyasi olarak da bu özerkliğini koruyabilmesi içindi. Fakat 2010’dan sonra özellikle, dengeler epey değişti.
Öncelikli olarak RTÜK’ün mali özerkliği elinden alındı. RTÜK artık, kendi bütçesini istediği gibi harcayamıyor, RTÜK hesap vermiyor. RTÜK Sayıştay denetimine tabi ancak Sayıştay raporlarının haberleştirilmesine bile, hatırlarsanız bundan iki ay önce, ceza gelebileceğine dair tehditler savurmuştur. Sayıştay denetimini de şeffaf bir şekilde açıklamıyor. Hata bunun haber yapılmasına engel oluyor. Siyasi parti temsilcilerinden oluşan bu yapılanması maalesef artık işlemiyor. Böyle düzenlendiği pek çok ülkede zaten işleyemez. Siyasi parti temsilcilerinin yanısıra okuyucu-yayıncı temsilcilerinin de olduğu daha geniş bir yapıya dönüştürülmesi gerekir.”

“RTÜK’ün muhalif üyeleri karar alma mekanizmalarında yer alamıyor”

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, dokuz üyeden oluşuyor ve üyelerin görev süreleri 6 yıl.
Üyeler siyasi parti gruplarının milletvekili sayısına göre belirlenecek üye sayısının iki katı oranında gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nca seçiliyor.

RTÜK üyelerinin bu seçim biçimi, üyelerin kendilerini aday gösteren siyasi partiden bağımsız olamayacakları ve tarafsız davranamayacakları eleştirilerine neden oluyor.

Başka ülkedeki benzer kurumlara baktığımızda üyelerin; ekonomi, hukuk, sosyoloji, psikoloji, felsefe, gazeteci, sinemacı, prodüktör, senarist gibi birçok farklı alanlarda eğitimlerini tamamlayan kişilerden oluştuğunu görebiliyoruz.

Doç. Dr. Ceren Sözeri de RTÜK üyeleriyle alakalı başka bir soruna değinerek muhalefet partilerin kotalarından seçilen RTÜK üyelerinin karar alma mekanizmalarında yer alamadığını belirtiyor:

“HHDP kotasından seçilen üye geçtiğimiz aylarda 6-8 Ekim soruşturmaları nedeniyle tutuklandı. Ve bununla ilgili RTÜK’ten herhangi bir tepki olmadı. Kamu adına düzenleyici kurumda bulunan bir üyenin sessiz-sedasız tutuklandığı bir dönem yaşıyoruz. İki CHP’li üye var. Bu iki  üye, karar alma mekanizmalarında etkili olamıyorlar, çoğunluk onlarda olmadığı için. Olabildiğince içerde alınan kararları bir şekilde dışarıya duyurma, RTÜK’ü şeffaflaştırmaya yönelik bir takım şeyler yapıyorlar. Bunun daha ileri adımını Faruk Bildirici yapmıştı, seçildiği zaman, kısa bir dönem. Sonradan üyeliği düşürüldü. Karar alma mekanizmalarının ne kadar antidemokratik olduğunu veya yöneticilerin bulundukları konumlarını kötüye kullandıklarını, birkaç yerden maaş aldıklarına dair birtakım bilgileri kamuoyuna şeffaflık adına açıklamıştı. Fakat bunun bedeli üyeliğinin düşürülmesi oldu. Açıkçası  CHP de bu konuda kendisine, şahsi görüşüm, çok da fazla destek olmadı.
 RTÜK Başkanı olan Ebubekir Şahin, daha seçilir seçilmez Cumhurbaşkanına teşekkür ederek bulunduğu pozisyonda kendisine bağlılığını açıklamıştı. Oysa liberal medya düzeninde basına bunun içinde radyo televizyon yayıncılığı da dahil, kamu adına iktidarı denetleme rolü verir. Düzenleyici kurumun başkanı kalkıp, Cumhurbaşkanına kendisini o konuma atadığı için teşekkür ediyorsa zaten o yayıncılık alanında hiç kimsenin iktidarı denetleme işlevini yürütebilmesi mümkün değil.”

Dosyanın tamamını okumak için tıklayın.

RTÜK tartışması: Cezaların amacı toplum dizaynı mı?

Önceki İçerik
Post comments (0)

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *