Okuyun

Etyen Mahçupyan Anlatıyor 4: “Davutoğlu bazı şeyleri yapmasaydı, çok daha feci şeyler olurdu, çok daha fazla insan ölürdü”


Background
share close

“Davutoğlu bazı şeyleri yapmasaydı çok çok feci şeyler olurdu”

 

BERİL ESKİ

Neden Davutoğlu’ndan rahatsız oldular Pelikancılar?

 

Yani o sürece giden noktada, yani, onun hemen altı ay öncesinden başlayarak Davutoğlu’nun getirmek istediği birçok yasa var. Bir kere şeffaflık yasası var, siyasi etik yasası var. Bu eski yolsuzluk yapan bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi meselesi var. Bunlar. Davutoğlu’nun nasıl baktığı belli. Davutoğlu’nun devam ederse nasıl bir başbakan olacağı belli.

 

Nasıl bir başbakan olacak?

 

Yani işte bütün bunları yapan bir başbakan yani şeffaflık getirecek, etik yasası getirecek. Ve de bunlarla, çok belli ki, bir anlamda AK Parti’yi yeniden kurgulayacak, yani daha ahlaki ve daha rasyonel bir zemin üzerinden kurgulayacak. Niyeti o, bakışı o. Ve bu, yani, yapılanlar, hep Tayyip Erdoğan tarafından engellendi ve özellikle Kasım seçimlerindeki iyi sonuçla beraber Tayyip Erdoğan 2015’in sonunda bütün kontrolü eline alabileceği bir konjonktürü yakaladı. Çünkü 6 ay önce tam tersi bir psikolojideydi. Haziran seçimlerinde yenilmişti. Haziran seçimlerine giderken başkanlık şeyi yaptı, bildiğiniz gibi, yani değil başkanlık sistemini getirmek için kendisi propaganda yaptı, Anadolu’nun her yerini gezip konuşmalar yaptı ve sonunda seçimlerde yenildi. Ondan sonraki 6 ay tamamen geri çekildi. Hiç sahaya inmedi, sadece seyretti. Davutoğlu Kılıçdaroğlu’yla koalisyon görüşmeleri yaptı. İşte hendek olayları başladı vesaire falan. Ama o altı ay içinde Davutoğlu’nun bu çabaları ve istedikleri, yapmak istedikleri şeyler sonuçta şu veya bu şekilde, yani konjonktürün de getirmesiyle, AK Parti’yi yeniden yüzde elliye getirdi. O noktada bu hiç beklenmedik bir şeydi muhtemelen Tayyip Erdoğan tarafından. O noktada bunun meyvelerini budamak istedi, almak istedi. Ve bu da kendi başına yönetmek. Davutoğlu ile beraber olduğunuz zaman kendi başınıza yönetemezsiniz çünkü Davutoğlu da bir çetin ceviz yani fikirleri var, hayalleri var, ahlak anlayışı var ve de bunların tersine olan olaylarda da direnen konuşan birisi. Böyle biriyle olmak istemedi. Onun yere daha mülayim, daha siyasetin içinde yoğrularak her şeye evet demeye müsait olan insanlarla çalışmak istedi Tayyip Erdoğan. Dolayısıyla da Davutoğlu’nun gitmesi lazımdı ama bu gitmesini de daha bir sene önce kendisi getirmiş, e seçimde de başarılı olmuş bir adam. Nasıl olacak bu? Pelikan yolundan gittiler.

 

Davutoğlu döneminde Türkiye’de çözüm süreci çöktü, operasyonlar başladı, pek çok saldırı oldu. Bir kere o dönemde çok fazla insan hakları ihlalleri yaşandı. Bunları uluslararası kurumlar da belgeledi. Bunlardan en önemlisi belki Cizre bodrumları. Davutoğlu da devreye girdi ama engel olamadı gibi söylentiler çıktı. Ama biz burada Davutoğlu’nun aslında bu operasyonlar sırasında çok sert bir dil kullandığını gördük. Davutoğlu o dönem yaşanan insan hakları ihlalleriyle ilgili ne düşünüyor?

 

Yani onların özellikle orada tabii Fethullah Gülen çok hakimdi. Onların yaptığı mesela bir ceset sürükleme hikayesi vardır. Yani o görünür görünmez mesela onu Davutoğlu engelledi, soruşturma açtırdı vs. Yani birden fazla kanadın işler kötüye gitsin diye uğraştığı bir dönemde Davutoğlu ve onun gibi birkaç tane insan ellerinden gelen şeyi yapmaya çalıştılar.

 

Bodrumlarla ilgili devreye girdi mi peki?

 

Yani öyle spesifik soruyu onu kendisine sormak lazım. Onu bilemiyorum ama yani benim izlediğim kadarıyla çok böyle her gün değişken, çok dinamik, sürekli kontrol dışı olayların olduğu ve sadece önünüze gelen bilgiyle ancak davranıldığınız bir dönem bu. O yüzden de yani şunu, siyasileri yargılarken şunu unutmamak lazım, Türkiye siyasetçilerin çok güçsüz olduğu bir ülke aslında. Bir kere bilgiye sahip değiller. Bürokrasi onların önüne hangi bilgiyi getirirse o bilgiyi gerçek bilgi sanıyorlar ve başka şansları yok. Karineyle, kendi sağduyularıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ve çok hızlı hareket eden, çok aktörlü ortamlarda da bunu ancak bir yere kadar başarıyorlar.

 

Peki madem bu kadar edilgen bir konum, neden Davutoğlu neden tekrar siyaset yapmak istiyor?

 

Yani sonuçta siz bunları değiştirmek için olabildiğince bir şey yapmak için uğraşıyorsunuz. O zaman kimse zaten siyaset yapmak istemez. İstemesin, devam etsin. Zaten problem, yani, Türkiye’ye razıysanız, yani Türkiye’nin bütünü bunu düşünmesi lazım. Türkiye’nin şu anına razıysanız zaten yapacak, bir şey yapmaya gerek yok. Yeni siyasi partiler de kurulmasın. Ama bazı insanlar bir sorumluluk, ahlaki bir sorumluluk hissediyorlar. Yani şu anda kurulan partilerin en önemli meselelerinden birisi bu. Yani bu insanlar muhafazakâr kanattalar, hem Ali Babacan tarafı hem Ahmet Davutoğlu tarafı, işin içinde olmuşlar, ellerinden geleni kadarıyla doğru bir şey yapmaya çalışmışlar ve de sonuçta bütün olay bu hale gelmiş.

 

Peki siyasetçi bu kadar güçsüzse nasıl değiştirecekler bunu?

 

İşte siyasetçilerin birlikte bir başka muhalif platform ve bir başka kamusal alan üretmesini ve bunun, dediğim gibi biraz önce, sivil toplumla birleşmesini gerektiriyor. Türkiye’de demokrasinin başka türlü gelme şansı yok. Kendimizi aldatmayalım, Türkiye’de hiçbir zaman demokrasi olmadı. Biz aslında demokrasinin ne olduğunu bilmiyoruz. Yani demokrasi altında yaşamanın ne olduğunu bilmeyen bir toplumuz biz. Bunu becermek de o kadar kolay değil ve herhangi bir partinin, herhangi bir liderin, herhangi bir siyasetçinin kendi başına bunu yapmaya kalkması bir romantizm olur. Böyle bir şey değil, Türkiye Cumhuriyeti ta Osmanlı’dan beri gelen çok güçlü bir devlet mantalitesine sahip ve -başka yerde de söyledim- bizim, yani bu tabii bu devlet tabii ki bizim devletimiz ama zihniyet olarak bakarsak, eğer ahlak anlayışı olarak bakarsak bu çok matah bir devlet değil.

 

Peki sizin biraz önce bahsettiğiniz güçsüzlük üzerine. Yani sonuçta bir sürü insan hakları ihlalleri oldu. Gerçekten Türkiye’nin zor bir dönemiydi. Birçok saldırı oldu örneğin, Ankara’daki Kızılay meydanındaki saldırıdan sonra Davutoğlu’nun tavrı da çok sertti. Orada hani yaralıların üstüne biber gazı sıkıldı vs. Hani belki bir şeyler yapmak istedi ve güçsüzdü, bunu söylüyorsunuz ama yine de kendi döneminde yaşananlarla ilgili bir hesap verecek mi, bir özeleştiri yapacak mı, bir süreç başlayacak mı?

 

Yani bunu daha önce söyledim. Şimdi bu hesap verme, özeleştiri yapma, o zaman başlayalım? 2002’den itibaren Kürt kanadı ve laik kesim hesap verecek mi, özeleştiri yapacak mı? Yani Ak Partiye normal davranılsaydı, Kürt siyaseti eğer, gerçekten Kürt meselesinin çözümü için bir gayret bir sarf etseydi, zaten işler buraya gelmezdi.

 

Ama bu, soruya soruyla cevap olmuyor mu?

 

Bu, gerçeği bir bütün olarak ele almamız gerektiğini hatırlatıyor. Yani gerçeğin bir parçasını kesip, oradaki bir insanın o dönemle ilgili sorumlu olduğunu söylediğimiz zaman zaten çok haksızca davranmış oluyoruz. Ama…

 

Ama haksızlık değil, çünkü şu açıdan: Bu insan yeni bir parti kuruyor ve bir dönem yaptıklarıyla ilgili ‘ben güçsüzdüm istediğimi yapamadım, şimdi farklı bir şey vaat ediyorum’ diyor.

 

Demiyor öyle bir şey, ben dedim. Kendisi başka bir şey söyleyebilir. Benim gördüğüm, benim analizim şu: PKK’nın belirli bir türde davrandığı, Fethullah Gülen cemaatinin belirli bir türde davrandığı ve iktidarın içindeki bazı grupların da belirli bir şekilde davrandığı ve bu belirli dediğim şeyin hepsi çatışma ve otoriterlik yanlısı olduğu bir dönemde bir başbakan ve onun güvendiği üç beş insan, karşı taraftan da üç beş insan var, onu da söyleyelim, HDP tarafından, bir şey değiştirmeye çalıştılar, bu kadar yapabildiler. Tersten soralım, işte benim konuşursa çok şey olur dediğim nokta bu: Eğer Davutoğlu bazı şeyleri yapmasaydı acaba ne olurdu? Türkiye’nin bunu sorması lazım kendisine.

 

Ne olurdu?

 

Çok çok feci şeyler olurdu.

 

Ne gibi?

 

Yani ne gibi, çok daha fazla insan ölürdü. Ve bugün geldiğimiz nokta da tekrar geri dönülemeyecek olan bir biçimde Kürt meselesini kaybetmiş olabilirdik.

 

Şu an geri dönülebilir noktada mı?

 

Evet. Kürtlerle gidip konuştuğumuz zaman geri dönülebilir çünkü Kürtler her iki taraftan da bıkmış durumda. Yani şu anda…

 

Kürtler derken HDP’li olmayan Kürtlerden bahsediyorsunuz?

 

HDP’lilerden, bu şeylerden toplanma çağrıları yaptığı zaman PKK hendek günlerinde kaç kişi toplandı Diyarbakır’da veya başka yerlerde? HDP üyelerinin bile beşte biri gelmedi yani oraya. HDP üyeleri bile aslında bu olan bitenden çok memnun değiller ve bunun irrasyonel ve abuk bir yere gittiğinin farkındalar. Çünkü herkes, o coğrafyada yaşayan insan ve o coğrafyada yaşayan herkes, HDP’liler, PKK’lılar dahil, yani ideolojik olarak PKK’lı olanlar dahil, bugün aynı zamanda bir miktar birey, bir miktar kültürel kimliğe sahip olup onu geliştirmek isteyen, kendi hayatını yaşamak isteyen de insanlar. Dünya değişiyor yani.

 

HDP olmadan bir çözüm süreci mümkün mü, ya da PKK olmadan?

 

Bence değil. Neden değil, çünkü çözüm sürecini durdurmak çok kolay, baltalamak çok kolay. O anlamda değil. Ama şöyle söyleyeyim, birdenbire PKK ve HDP buharlaşsaydı, hiç olmasaydı, ah ille de keşke HDP olsun diye bir şey yok. Yani doğru dürüst bir iktidar Kürt meselesini çözebilir. Ama HDP de var, PKK da var ve onların var olması zaten bir tür aktörleşme şansı onlara veriyor. Dolayısıyla onlar yokmuş gibi davranılamaz.

 

Peki kayyumlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

Kayyumlar bir fiyasko ve büyük bir skandal. Yani hiçbir elle tutulur tarafı yok yani bu işin. Sonuç olarak bu insanlar bence zaten, ne kadar suçlu oldukları ayrı bir şey. Yani o iddianamelere hiç girmiyorum. Eğer suçluysalar çok önceden zaten aday olmamaları lazımdı. Aday olmuşlarsa zaten hani izin verilmemesi lazımdı. Ama seçildiler. Seçildikten sonra aklınız başınıza geldi diyelim, o zaman da oradaki meclislerin yeni belediye başkanları seçmeleri lazımdı, bu kadar basit yani. Dolayısıyla hükümetin uygulamasının savunulabilir en ufak bir yanının olduğunu düşünmüyorum.

 

Davutoğlu’nun Ermeni meselesindeki duruşu nedir? Ben tam olarak anlayamadım. Yani soykırım kelimesine karşı ama Osmanlı Ermenileri gibi bir hitabı var başbakanlığı döneminde. Nedir duruşu?

 

Yani bunu gene kendisinin söylemesi lazım ama benim gördüğüm kadarıyla insanların, birçok insanın, yani Davutoğlu özelinde cevap vermek doğru değil buna ama şu andaki muhafazakâr kesimdeki ve doğuya gittikçe daha da netleşen bir bakış. Yani tarihin içinde olmuş olan olayı kabullenmeye çok hazır olan bir toplum var. Buna ne ad konması gerektiği konusuna gelince bunun siyasi olduğunu düşünüyor özellikle bu muhafazakâr kesim ve bu siyasi ad koyma meselesi yüzünden de suiistimal edilmekten ürküyor. Ama ne oldu sorusunda çok fazla bir farklılık giderek yok.

 

Bu sizin onunla ilişkinizi etkiliyor mu?

 

Yok hayır.

 

Ermeni meselesindeki duruşu. Yani farklı olsaydı zorlanır mıydınız onun danışmanlığını yapmakta?

 

Farklı olsaydı zorlanırdım tabii. O başka bir şey. Öbür uca gitseydi zorlanırdım tabii. O da benimle olmaktan zorlanırdı, çünkü bana soru sorulduğu zaman, ben o zaman da danışman olduğum zaman da düşündüğümü söyledim.

 

Hrant Dink cinayeti, hani biz Agos’tayken de hani gelişmeleri beraber değerlendirirdik. Bu cinayeti biraz okuyan eden herkesin bildiği gibi içinde çok fazla güç odağının parmağı var. En azından göz yumması söz konusu. Ve o dönemde, yani Hrant’ın öldürülmesinden sonraki dönemde Gülen’in yayın organı olarak görülen Zaman gazetesi ve siz orada yazıyordunuz. Ve Gülen cemaati de hani bu Hrant Dink cinayetinde hani bir anlamda parmağı olan güçlerden biri olarak işaret ediliyordu. Hiç bunu sorguladınız mı?

 

Yani benim açımdan şöyle, bu, bu işte sessiz kalan, parmağı olan vs. bir geniş ağ var. Belki yüzlerce kişi çünkü bir seneden fazla bir zamana yayılmış olarak bir sürü rapor var okunmuş, okunmamış, hasır altı edilmiş, başka yere, bir parçası başka yere gitmiş vs. gibi ve çok sayıda insan var. Şimdi bu insanların içinde Gülen cemaati mensubu var mı? Vardır. Her türlü insan vardır ama bu insanlar esas olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin memurları. Ve o, çok daha ağır basan bir kimlik. Dolayısıyla da ortada olan esas durum devletin bir bütün olarak, içindeki bütün çatışan parçalarıyla beraber bu olayda yekpare davranması. Ve bir kişinin öldürülmesi konusunu bir yıl boyunca hep birlikte hasır altı edebilmeleri. Bunların içinde Gülenci varmış filan tamamen şey bence yani, garnitür. Her türlü insan var bunların içinde. Devletin bu davranışı sergileyebilmesi esas vahim olan olay.

 

Yani ahlaki olarak Zaman’da yazma konusunu sorgulamadınız mı?

 

Nerede yazarsam yazayım aynı şeydi. Hürriyet’te yazsam farklı bir şey miydi? Yani Hrant Dink…

 

Agos’ta yazsanız farklı bir şeydi.

 

Evet ama sonuç olarak para kazanmam gerekiyor. Yani sonuçta yazı yazarak hayatını kazanan birisiyim, birisi teklif ediyor yazıyorum. Yazıma müdahale etmedikleri sürece benim için problem olmadı ve hiç müdahale etmediler. Müdahale etme isteğini duydukları zaman da işten çıkardılar, yani.

Önceki bölümler