Okuyun

Kanserde Yeni Tedaviler


Background
share close

Kısa Dalga’dan merhaba. Bu bölümde Oxford Üniversitesinde çalışan, Oxford Üniversitesinde kanser araştırmaları alanında çalışan çok önemli bir bilim insanıyla, Erdinç Sezgin ile kanser tedavisinde yeni bir aşamayı ifade eden immünoterapiyi konuşacağız. immünoterapi 2018’de James Allison ve Tasuku Honjo’nun Nobel tıp ödülü kazanmasıyla gündeme geldi ve hızla kanser tedavileri alanında immünoterapi yayıldı. Bugün Türkiye’de de bu yöntemi uygulayan hastaneler olduğunu biliyoruz. Peki bu kanser tedavisinde yeni bir aşamayı mı ifade ediyor, kansere bir türlü bulunamayan kesin çözümü bulma konusunda ne anlama geliyor. Erdinç biraz zor bir meseleyi bize anlatacak.

Önce bu immünoloji nedir ve immünoterapi nedir bize bunu anlatarak başlayabilirsin belki.

İmmünoloji bağışıklık sistemini çalışan bilim dalı aslında. Bildiğiniz üzere bağışıklık sistemi bizi mikroplara karşı koruyor ama sadece mikroplara karşı korumuyor, aynı zamanda vücuttaki artık fonksiyonunu yitirmiş ya da farklı fonksiyon kazanmış hücrelere karşı, mesela kanser hücrelerine karşı da koruyor. Bağışıklık sistemi hücrelerimiz birçok farklı hücre tipinden meydana geliyor ve vücudumuzu her türlü zarara karşı koruyan sistem aslında. İmmünoloji de bağışıklık sistemini çalışan bilim dalı.

Ama bu söylediğin immünoloji. Peki, immünoterapi nedir, buradan devam edebilir miyiz?

İmmünoterapi de bağışıklık sistemini kullanarak kanserle mücadalele diyebiliriz kısaca. Şu ana kadar yaygın kanserle mücadele yöntemi kemoterapi. Yani kimyasal ilaçlar vererek kanserli hücreyi öldürmeye dayalı bir terapi çeşidi. Ama kemoterapinin bir çok yan etkisi var. Siz de görmüşsünüzdür, kemoterapi alan hastalar işte saçları dökülür, çok fazla hastalanırlar. Mümkünse herhangi bir parazitle karşı karşıya gelmemeye çalışırlar. Çünkü bağışıklık sistemleri çok kötüdür. Çünkü kemoterapi hem sağlıklı hücreyi öldürür, hem de kanser hücresini öldürür.

Ama immünoterapi buna tamamen farklı bir açıdan yaklaşıyor. Vücuda kimyasal bir şey vermek yerine vücudun kendi bağışıklık sistemini kullanarak kanseri öldürmeye çalışıyor.

Peki bunu nasıl yapıyoruz? Farklı maddeler geliştiriyoruz. Bu maddeler, tamamen vücudumuzun aslında normalde de ürettiği şeyler. O yüzden organik tedavi çeşidi de diyebiliriz immünoterapi için.

Vücudumuzun ürettiği ama bizim ekstra verdiğimiz bu maddeler deyince akla vücuda yabancı bir madde gibi geliyor. Nedir tam olarak bu maddeler?

Bunlar aslında antikor dediğimiz maddeler mesela. Bu antikorlar şöyle, kısaca özetlersek, bağışıklık sistemi hücresi, kanser hücresini gördüğünde direkt öldürmüyor. Bunu kontrol eden birçok mekanizma var. Yani hem kırmızı ışığı var, hem yeşil ışığı var. Öldür denen ışığa yeşil ışık, hayır öldürme dur diyen ışığa da kırmızı ışık dersek, bu yeşil ışığı ve kırmızı ışığı kontrol eden birçok mekanizma var. Kanser hücreleri evrimleştikçe aslında, kanser hücreleri bağışıklık sistemini kandırabiliyorlar artık. Belirli moleküler mekanizmalarla bağışıklık sistemine görünmez hale gelebiliyorlar.

Yani şunu mu anlıyoruz: Kanser hücresi de bir evrimleşme süreci içerisinde ve öyle bir aşamaya geldi ki vücuda kendisini tanımayarak ilerliyor. Vücut açısından aslında bazı hava araçlarında olduğu gibi radara yakalanmadan ilerliyor.

Evet, kanserli hücrenin bir özelliği de bu. Bağışıklık sisteminden kaçabilme yeteneği. Ama tabii ki, bunu yaparken de kırmızı ışık sinyalini gönderiyor kanser hücresine ve onu öldürmemesini sağlıyor. Ama biz ne yapıyoruz mesela belirli proteinleri göndererek, antikor dediğimiz proteinleri vücuda göndererek bağışıklık sisteminin normalden daha fazla aktif olmasını sağlıyoruz. Sürekli yeşil ışıkta olmasını sağlıyoruz. Böylece kanserli hücreyi buluyor, kanserli hücre ona kırmızı ışık göndermeye çalışsa bile bağışıklık sistemi hücresi aktif olduğu için kanserli hücreyi bulup öldürebiliyor.

Kemoterapiye göre çok daha etkili bir yöntem. Ya da en azından insan sağlığına daha az zarar veren, kanserli hastayı daha az yoran bir yöntem. Bütün bu söylediklerim doğru mu? Ya da burada eklemek istediğin ya da eksik olan bir şey var mı?

İkinci kısmı doğru yani hastaya kesinlikle daha az yan etkisi olan bir yöntem. Çünkü vücuda herhangi bir kimyasal ilaç girmiyor. Vücuda giren şey aslında protein. Ama birinci söylediğiniz şey henüz doğru değil, daha etkili bir yöntem değil immünoterapi. Çünkü daha yeni başlayan bir alan. Belirli kanser türlerinde çok etkili olduğunu biliyoruz. Mesela deri kanserinde çok etkili immünoterapi yöntemleri var ama her kanser türünde çok etkili immünoterapi yöntemleri yok. Bunun temel sebebi ise moleküler detaylarını henüz tam olarak çözemememiz. Benim araştırma konum da tam olarak bu. Yani bağışıklık sistemi hücreleri nasıl kanserli hücreyi buluyor, moleküler mekanizması nedir, bu kanserli hücreyi tanımanın ve öldürmenin, eğer bu mekanizmaları bulabilirsek daha etkili immünoterapi yöntemleri bulabileceğiz.

Peki buradan, o zaman şöyle bir umuda kapılmamız mümkün olur mu? Bir gün bu kemoterapi, ki gerçekten kanser hastaları için çok zahmetli ve onları yoran bir tedavi yöntemi, yani kemoterapiden kurtulup, tamamen senin organik diye ifade ettiğin immünoterapi yöntemi ile kanserle mücadele edebilir miyiz?

Ben bunun olacağını düşünüyorum. Çünkü sadece 2018 yılında yaklaşık 3000 tane yeni immünoterapi ilacı test için denenmeye başladı. Tabii bunların çok azı ilaç aşamasına gelebiliyor. Ama bu demek oluyor ki artık daha da artacak bu denemeler ve daha birçok immünoterapi ilaçları bulacağız ve özellikle de fiziksel mekanizmalarını çözdükten sonra biraz daha etkili ilaçlar bulmaya başlayacağız. O yüzden ben kemoterapinin bir gün immünoterapi tarafından tamamen değiştirileceğini düşünüyorum.

Şimdi seni bulmuşken tabii herkesin kafasındaki çok temel bir soruyu da soralım. Kanser araştırmaları yakın zamanda kanseri tamamen tedavi edecek bir yöntemi bulmaya doğru gidiyor mu? Bu bir soru, bir de, aslında komplo teorisi olarak da sık sık zikrediliyor ama bunu çok ciddi savunan bilim insanları da var. Dünyadaki kanser araştırmalarında ilaç şirketlerinin engelleyici bir rol oynadığı hep söylenir ve buna inanan da birçok insan var. Sence durum bu mudur?

Yine ikincisinden başlayayım, yani durumun o olduğunu düşünmüyorum ben. Çünkü öyle bir ilaç olsa zaten, bu ilaç şirketleri onun patentini alıp, zaten daha çok para kazanabilirler. Bu tamamen bir mit bence. Onu pek düşünmemek lazım. İlk soru, her kanseri çözecek bir ilaç bulunabilir mi? Bu maalesef mümkün değil şu anda çünkü her kanser farklı kanser. Bir pankreas kanseri ile prostat kanseri aynı kanser türü değil aslında. Aynı ilaç da ona etki etmiyor. Aynı şekilde a kişisindeki pankreas kanseri ile b kişisindeki pankreas kanseri de aynı değil. O yüzden kişiye özel tıp gelişmeye başladı. O yüzden her kanseri tedavi edecek bir tek ilaç bulamayız. Ama kanser alanında gelişmeler bence iyi gidiyor. Birçok kanser türünde aslında hem immünoterapi, hem kemoterapi, farklı kemoterapi ilaçları bulunuyor. Hem farklı tedaviler geliştiriliyor ve aslında kanserli hastaların yaşam süresi giderek artmaya başladı. Ama belirli kanser türlerinde hala baya gerideyiz ama bu da ileride bence çözülecek.

Peki Erdinç son olarak şunu sormak istiyorum. Bu Türkiye’de tabii popüler bilimin en önemli konularından biri. Senin buna vereceğin hazır bir cevap olup olmadığını gerçekten bilmiyorum ama merak ediyorum. Kanserden kaçmak mümkün mü? Hani, kansere yakalanmamak için ne yapmalıyız?

Yani kanser tabii ki çok komplike bir hastalık. Sebepleri, aslında moleküler sebepleri biliniyor. Mutasyona yol açan bazı şeyler, hücrelere mutasyonlar biriktikçe hücreler artık kontrolden çıkarak büyümeye başlıyorlar ve bu büyümeyi durduramıyoruz artık. Tabii ki burada yapmamız gereken şey çok basit: mutasyonları engelleyebilmek. Genetik faktörler hariç belirli önlemler alınabilir tabii ki. Beslenmeye çok dikkat etmek gerekiyor. Sağlıklı beslenme kesinlikle birinci kural. Tütün ve tütün ürünleri bu çok net, şu andaki kanser türlerinin, bilinen kanser türlerinin yüzde kırkının sebebi tütün ve tütün ürünleri. Bundan kesinlikle kaçınmamız gerekiyor. Onun dışında tabii ki özel kanser türleri için çok özel sebepler var işte, deri kanseri güneşteki UV ile direkt alakalı bir şey. O yüzden böyle şeylerden de kaçınmak gerekiyor. Tabii liste biraz daha uzun, hepsini burada söylemeyim ama en önemli şey, hiçbir şey bilmiyorsanız tütün ve tütün ürünlerinden uzak durursanız yüzde kırk riskiniz azalmış oluyor.

Peki ben yine de şansımı zorluyorum ve beslenme meselesini bir parantez açmanı istiyorum. Çünkü bu Türkiye’de de çok tartışılan bir mevzuu şimdilerde. Kansere yakalanma riskimizi azaltmak için nasıl bir beslenme yöntemi izlemeliyiz?

Bilimsel literatüre gitmek istiyorum. Bilimsel literatürden uzak tavsiyelere pek kulak asmamak gerekiyor. Bilimsel literatürü de toplayan aslında Uluslararası Kanser Ajansı diye bir enstitü var. Bu enstitü bulunan bütün literatürü tarayıp büyük ihtimalle kansere sebep olan, kesin kansere sebep olan, kesin bilgi olmayan ve kesin kansere sebep olmayan şeyleri sıralıyor aslında. Kesin kansere sebep olan yiyecekler listesinde işlenmiş et var mesela. Yani işlenmiş etten uzak durmak gerekiyor.  Zaten yine bahsettiğim gibi kesin kansere sebep olanlar listesinde, işte bazı metalle çok iletişimde bulunan yiyecekler, işte kutulanmış ve çok kalan yiyecekler sebep olabiliyor. Ama demin dediğim gibi tütün ve tütün ürünleri kullanıyorsanız zaten bunlar çok küçük fraksiyonlar haline geliyor.

Erdinç, zararlılardan bahsettin ama herhalde Türkiye’de en çok ilgi görecek olan şeylerden biri yararlılar ne? Yani ne yesek kanserle mücadelede vücudumuza destek olur?

Yani genel olarak bahsettiğimiz gibi kanser aslında mutasyonlarla ilgili bir şey. Mutasyonları engelleyecek önemli yiyecekler var aslında. Bu gıdalardan biri antioksidan gıdalar. Antioksidan barındıran gıdaları tüketmek lazım. Nar mesela, kayısı mesela bunlar önemli antioksidanlar. Bunun dışında fiber, bilimsel olarak kansere yakalanma riskini düşürdüğü gösterilmiş bir şey. Fiberli yiyecekler de genel olarak tahıllı yiyecekler, kuruyemiş gibi şeyler. Tabii fiberi düşünürken karbonhidratı da düşünmek lazım çünkü karbonhidrattan kaçınmak lazım. Karbonhidrat ve kanser arasındaki ilişki konusunda da büyük çalışmalar var. Henüz yüzde yüz bilinmese de en azından hem diyabete hem obeziteyle ilgili karbonhidratın önemli rolü olduğu biliniyor. O yüzden genel olarak karbonhidrattan kaçınmak lazım ama fiberi de kullanmak lazım. O yüzden ekmekten, çok ekmekten kaçının ama ekmek yiyecekseniz tam tahıllı ekmek yiyin. Pilavdan kaçının ama yiyecekseniz bulgur yiyin çünkü bunlar daha yüksek fiberli şeyler.

Anladım, o zaman, Uluslararası Kanser Ajansının listeleri internette herhalde bulunabilir. Oraya bakıp aslında herkes kendine özel bir liste de yapabilir. Peki Erdinç çok teşekkür ederim, hakikaten kanser tedavileri ve kanserle ilgili hap niyetine bir podcast oldu, çok sağol.

 

Önceki bölümler