HABER DOSYALARI

Pandemi ve okul öncesi eğitim: “Çocukları eve kapatmanın geri dönülemez zararları olur”


Background
share close
7 yaş öncesi eğitimin verildiği kreş ve anaokulları pandemi döneminin en büyük sorunlarından biri oldu. Son karar olarak yüz yüze eğitime geçildi. Anne, babaların kafası karışık. Yüz yüze eğitim yapılmazsa çocukların eğitimi için telafisi zor kritik bir dönem atlanmış olacak. Yüz yüze eğitimde ise salgın, temas tehlikesi var. Uzmanlar, veliler, kreş yöneticileriyle pandemi döneminde okul öncesi eğitimin sorunlarını konuştuk.

Esra Koçak Mayda

Pandeminin tüm dünyada en fazla etkilediği alanlardan biri kuşkusuz eğitim oldu. Okullar bir açıldı bir kapandı. Ve sonunda online eğitim olarak devamına karar verildi. 7 yaş altındaki çocukların eğitiminde farklı kararlar alındı. Ve en son yüz yüze eğitime geçildi. Ancak bu yaş grubu için kritik eğitim sürecinin bir kısmı atlanmış oldu. Velilerin kafası karışık.

Ben de onlardan biriyim. Haberimin öznesiyim yani. 3 buçuk yaşında bir kız çocuk annesiyim. Nefes, pandemi salgının ilk döneminde bir ay kreşe gitti. MEB 13 Mart ve 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında tüm  eğitim kurumlarını kapatma kararı aldı. O dönem doğru bir karar gibi gelmişti bu bana. Ta ki Nefes ile eve hapsolana kadar.

Çocuğunun öğretmeni olmak

Kızıma oyunlar bulmaya çalıştım. Evimizin bir odasını oyun odasına dönüştürdük, duvarı boyamasına izin verdik, salıncağından kaydırağına, top havuzundan çeşit çeşit yapbozuna kadar türlü türlü oyuncak aldık. Yaşına uygun etkinlikler araştırdık eşimle. Nefes oyun oynarken “anne sen öyyetmen ol ben resim yapayım” diyordu bana. Ama ben öğretmen değildim ve ona yetemiyordum. Dahası evden çalıştığım için yetiştirmem gereken işleri de yapamıyordum. Kreşler açılsın diye meydanlarda pankart açacak kıvama gelmiştim. Tam da burada gerçekten kapanmalı mı okullar diye okumalar yapmaya başladım.

Cesuroğlu: “Çocukların birbirleri ile temaslarında sakınca yok “

Corona çocukları nasıl etkiliyor, onlardan bulaşır mı? Okullar açılmalı mı, açılırsa nasıl önlemler almalı diye kafam tüm veliler gibi benim de çok karışıktı. Tam bu sırada Instagramda “süt doktorum” adıyla  Dr. Tomris Cesuroğlu’na ve onun yazdıklarına rastladım. Okulların açılması gerektiğini söylüyordu ve bunu da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), UNICEF ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi verilerine dayanarak söylüyordu. Amsterdam VU Universitesi Toplum Sağlığı Genombilim uzmani Dr.Tomris Cesuroğlu anlatıyor: Okul öncesi dönemde çocuklar açısından alınacak önlemler yok denecek kadar az. Bu virüs yüzeylerden bulaşmıyor. Yüzeylere dokundu diye çocuklara virüs bulaşması söz konusu değil. Çocukları eve geldikleri zaman yıkamanıza gerek yok. Çünkü eve bu şekilde mikrop getirmiyorlar. Bu virüs başka bir hastalığı almış insanın havadaki damlacıkların burundan solunum yoluyla alınmasıyla bulaşıyor. Dolayısıyla hijyen gibi önlemlere hiç gerek yok. Bu bizim dikkatimizi dağıtıyor. Bunun yerine ne gerekiyor?

“Sınıfların havalandırılması önemli”

İlkokul, anaokulu ve okul öncesi çocukları için söylüyorum, düzenli olarak pencereleri açarak havalandırma. 20 dakikada bir 1-2 dakika boyunca sınıfı havalandırmak gerekiyor. Bütün tenefüs boyunca da sınıfın pencerelerinin açık olması gerekiyor. Bunun dışında çocukların özellikle okul öncesi dönemde birbirine yaklaşması, kaynaşması, temas halinde olmasında hiçbir sakınca yok.

Çocuklar ve maske

Dünya Sağlık Örgütü okulöncesi dönemde maske takılmasına da gerek olmadığını söylüyor. Onların hem hastalığa yakalanma hem de bulaştırma riskleri çok düşük. Türkiye’deki ortamı düşününce bu fikre alışmak biraz zaman alacak. Bu nedenle maske takılabilir çocuğa bir zararı yoktur.

İlkokul çağında ise 6-12 yaş için, eğer  toplumda çok vaka görüyorsa ki şu anda Türkiye’de durum bu, DSÖ çocuklar maske takabilir diyor. Hem ilkokulda hem de okulöncesi dönemde esas önem alması gereken grup öğretmenler, idareciler yani okuldaki yetişkinler. Bunun diğer devlet daireleri ya da diğer çalışma ortamlarından hiçbir farkı yok. Yetişkinlerin birbirine temas etmekten kaçınması gerekiyor. Yetişkinler bir araya geldiklerinde mesafeye dikkat etmeliler, maske takmalılar. Öğretmeler odasında uzun sürede bir arada kalınmasından mutlaka kaçınılmalı, oranın metrekaresine göre kaç kişinin içinde kalacağı sınırlandırılmalı ve maskeyi indirip çay, kahve içmek, sigara içmek kesinlikle yapılmamalı, bunun gibi şeylere dikkat etmek gerekiyor. Okulöncesi dönemindeki öğretmenler çocuklarla bir arada olduklarında maskelerini indirebilirler. Çünkü o yaşta çocuğun sosyal zekasını geliştirmesi için öğretmenin yüzündeki ifadeyi görmesi önemlidir. Ancak yakın olarak bakım verdiğiniz zaman, giyip soyunmasına yardım ettiğinizde öğretmenlerin maske takması faydalı olabilir. Ama genel olarak sınıfta bunun çok da gerekmediğini düşünüyorum. İlkokuldan itibaren öğretmenlerin sınıfta maske takmalarında fayda vardır. Hem ilkokul hem de okulöncesi çağındaki çocukların bahçede birbirleriyle temas etmelerinde bir sakınca yok. Bu yaştaki çocukların açık alanda maske takmaları da son derece anlamsız bir uygulama. Açık havada bunun çocuklar arasında bulaşması çok çok zor. “

Pamukçu: “MEB Ve Sağlık Bakanlığı’nın rehberlerine harfiyen uyulmalı”

Dr. Gül Pamukçu Günaydın ise Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın kreş ve anaokulları için alınacak önlemlere ilişkin hazırladığı rehbere harfiyen uyulması gerektiğini söylüyor.

“Aslında bu yaş grubu çocuklara hizmet eden anaokulu ve kreşler Haziran ayından beri açıktı ve zaten faaliyet gösteriyordu. Kreşler Haziran ayından beri hiç kapanmadı, anaokulları ise MEB’in belirlediği ara tatilde  hafta kapandı ve ondan sonra bir hafta daha kapalı kaldı. Yani bu kurumlar sanki pandemi başından bu yana kapanmıştı ve ondan sonra ilk defa açılıyor gibi düşünmemek gerekiyor. Bunlar bir şekilde faaliyet gösteriyorlardı. Bulaş riskini düşündüğümüzde ya da diğer sağlık tehditlerini düşündüğümüzde bu yaş grubu çocukların çok daha düşük risk grubu altında olduğunu bütün yayınlar şu anda söylüyor. Bu yaş grubu çocuklar hem hastalığı kapma açısından çok daha az riskli hem kaparlarsa birbirlerine ve diğer yetişkinlere bulaştırma ihtimalleri daha düşük hem de bu hastalıktan kötü etkilenme ihtimalleri daha düşük. Burada daha düşük derken hem daha büyük çocuklara göre hem de yetişkinlere göre bu yaş grubu çocuklarda daha düşük. Dolayısıyla çocukların sağlığı açısından bakacak olursanız velilerin çocuklarını okula gönderirken korkmalarına çok gerek yok. Tabii ki her aile kendi durumunu ayrıca değerlendirmelidir. Ailede yaşayan kronik rahatsızlıkları olan ileri yaşta bir aile büyüğü varsa o zaman çocuğun hastalığı eve getirmesi durumunda aile büyüğünü nasıl koruyabileceklerini daha çok düşünmeleri gerekir. Bir yanda da ama hem anne hem babaların işe gidip insanlarla temas ettiğini düşünürseniz ve zaten eve geldiğini, onların hem hastalığı alma hem de bulaştırma açısından daha yüksek riskli olduğunu evde böyle yaşlı bir kişi olsa bile buna getirecek olan kişi daha çok anne baba olacaktır çocuktan ziyade. Yani çocuğun okula gitmesi bunun üzerine çok düşük bir risk ekleyecektir. Okulların nasıl önlemler alarak açılması gerektiğine gelince, okullarda alınacak önlemlerle ilgili MEB ve Sağlık Bakanlığı’nın çok güzel rehberleri var. Bu rehberlerdeki öneriler son derece yerinde. Bunların yapılması da yeterli. Bana göre bunların içerisinde en önemli olanları, birincisi çocukların kendi sınıfı dışındaki çocuklarla karışmaması, böyle bir çocukta herhangi bir şey tespit edilirse kiminle temas ettiği çok hızlı bir şekilde bulunabilir. Onun dışındaki yapacakları şeyler, günlük rutin temizlikleri daha özenli bir şekilde yapmak. Çocukların yemekten önce ve sonra, tuvaletten sonra ellerini yıkamaları gibi, zaten normalde de yapılması gereken şeylere daha çok dikkat etmek. Sınıfları da her 20-30 dakikada bir havalandırmak. Bunun için çocukların daha kalın giydirilmesi gerekebilir. “

Dünyada durum nasıl?

Peki diğer ülkelerde durum ne? Danimarka’da gerekli önlemler alındı ve 15 Nisan’da eğitime yeniden başlandı. Norveç hükümeti, kademeli olarak okulları açmaya 20 Nisan’da anaokulları ile başlamıştı. Hollanda’da okullar Mayıs ortasında açıldı. Fransa’da Mart ortasında kapanan okullar Mayıs ortası gibi açıldı. Tayvan’da okullar hiç tatil edilmedi. Pekin’de, Avusturya’da, İsrail’de okullar kademeli olarak Mayıs ortasında açıldı. İsveç’te 16 yaşından küçükler için okullar hiç kapanmadı. İtalya’da ise okullar Eylül’de açıldı.

Biraz zamanda geriye gidelim 2020’nin başında pandeminin dünyada ilk ortaya çıktığında, vakaların görülmeye başladığı ülkelerin ilk reflekslerinden biri okulları kapatmaktı. Çünkü mevsimsel grip olsun, soğuk algınlıkları olsun bunların çocukların birbirine yaydığı ve daha sonra çocuklar aracılığıyla eve gelen hastalıklar. Aynı şeyin corona virüsle de yaşanacağından endişe edildi. O zaman için haklı bir endişeydi, doğru bir hareketti okulları kapatmak ama Nisan, Mayıs, Haziran aylarında dünyada bu konuda veriler toplandıkça iki şey görüldü. Birincisi çocuklar bu virüs için risk grubunda değiller, yaşla birlikte hastalığa yakalanma ve hastalığın olumsuz etkilerine maruz kalma ihtimali gittikçe azalıyor. İkincisi ise çocukların bulaştırıcılığı da yetişkinlere göre çok daha düşük. Dolayısıyla okullar mikrop havuzu olur ve topluma oradan yayılır, okulların açık kalması covid oranlarını artırır endişesinin zamanla yersiz olduğu görüldü. Dolayısıyla önce Nisan ayında sıkı önlemlerle ve daha sonra biraz daha gevşetilerek Avrupa’da ve Asya’da okullar açıldı. Haziran ayına geldiğimiz zaman az çok gelişmiş her ülkede okullar açılmıştı.”

 

“Ayda 10 bin TL evde oturmak için ödeniyor “

Türkiye’de 1 Haziran itibariyle açılan anaokulu ve kreşler 20 Kasım itibariyle kapandı. 4 Ocak tarihine kadar kapalı olacağı söylenirken ani bir kararla tekrar açıldı. Maske takarak, aman çocuğum dikkat et, arkadaşlarınla çok temas etme, ellerini sık sık yıka diyerek çocuklarımızı okula gönderdik. Peki bu bize maddi manevi nasıl yansıdı. İki çocuk annesi meslektaşım  Sibel Hürtaş’a sordum:

“İki oğlum var biri ilk okula gidiyor biri anaokuluna. İkisi içinde durum en az bizim kadar zor. Onlar da disipline olma ya da değişikliklere ayak uydurma konusunda çok zorlanıyorlar. Önce anaokuluna giden oğlum için süreci anlatayım Okullar 1 Haziran itibariyle açıldı. Okulun verdiği bir liste vardı bu dönmede. O listeye göre forma alışverişi yapıldı. Bir de direk okula gönderilecek kırtasiye alışverişi var. Her iki alışveriş de toplamda 2 bin lirayı buldu. Çocuğum okula başladı ve zaten okula başlamaları da bir problem. Sürekli maske takması, maskeyle terlemesi ve maskeyle nefes alamaması gibi birçok sorunu vardı. Tam yeni arkadaşlarıyla tanıştı, ayak uydurdu, maskeyle okul sürecine alıştı derken bu kez de okulları kapama kararı aldılar. Evde başka bir oğlum daha var. Küçük oğlan da evde uzaktan eğitime geçince bu kez ona da başka bir bilgisayar aldık. Arkadaşlarından ayrıldığı için üzgündü küçük oğlum.

Evde de uzaktan eğitim için farklı kurallar geldi. Bu kez de onlar için disipline girmeye çalıştı. Tam bu sürece alıştı derken şimdi tekrar okulu açma kararı aldılar. Okulları açma kararı aldıklarından beri küçük oğlum okula gitmek istemiyor. Bu konuda aşırı bir isteksizlik yaşıyor. İlkokula giden oğlum için de durum hiç farklı değil. O sürece uzaktan eğitimle başlamıştı. İlk başta bir bilgisayar aldık ve ayrıca bir bakıcı tuttuk , asgari ücret artı sigorta ile. Oğlum sabahları uyanıyor bilgisayarın başına geçiyor, ben işe gidiyorum onun dersi bitene kadar da dönmüş oluyorum. Evde geldikten sonra da büyük bir ödev yüküyle karşı karşıya kalıyoruz. Yine bilgisayarın başına oturuyoruz ve ödev yapmaya başlıyoruz. Böyle bir süreç başladı bizim için. İlkokullar için de okulları açma kararı alındı. Bu da başka bir masraf kapısıydı. Malum forma ve kırtasiye gideri. Bu da 2 bin TL kadar tuttu. Onları aldık, büyük oğlan ilkokula başladı. Bakıcı bu süreçte de bizimle kalmaya devam etti. Çok kısa bir süre sonra okulların kapanma kararı alındı. Büyük oğlanın da düzeni bozuldu. Tam arkadaşları ile bir süreç yaşarken tekrar eve kapandı. Şu an sürekli bilgisayar başında ya ders alıyor ya da ödev yapıyor. Açıkçası derslere karşı da oldukça soğudu. Her ay başında okula ikisi için de 3’er bin TL ödüyoruz yani 6 bin TL bakıcı ile birlikte bu masraf 10 bin TL’yi ödüyoruz. Ama masraflar bununla bitmiyor. Okula giderken nasıl forma ve kırtasiye giderleri varken, uzaktan eğitimin de farklı farklı gider kalemleri var. Büyük oğlum için İngilizce, Türkçe ve Almanca interaktif eğitim setleri alınması gerekiyor, küçük oğlum için de İngilizce ve Türkçe hikaye kitapları alınıyor. Burada da masraf kalemleri hiç bitmiyor. Sürekli bu ihtiyaçları karşılamak zorunda kalıyoruz. Ben bu kadar masraf karşında çocukların doğru bir eğitim sürecinden de geçtiğini düşünmüyorum. Sanki günü geçiriyormuşuz gibime geliyor.

“Çocuklar mutlu değil”

Çocukların ne iyi bir eğitim aldıklarını ne de bilgisayar başında mutlu olduğunu düşünmüyorum. Zaten en önemlisi de bu. Onların bu şekilde böyle gel gitli bir politikanın içerisinde olması hem disipline olmalarını hem de sürece kanalize olmalarını zorluyor. Gerçekten mutsuz oluyorlar. Baş ettiğimiz masraf kalemlerine baktığımız zaman da iniş çıkışlı bu süreçte hükümetin iyi bir yol haritasının olmadığını gösteriyor bize. Şimdi biz 1 Eylül’de yeni eğitim öğretim yılı açıldığı zaman biraz daha umutluyduk. Koca bir yaz döneminde iktidarın nasıl bir yol haritası belirlemiş olabileceğini düşündük ama yaz boyu hiçbir politika belirlenmemiş. Şimdi karşımızda büyük masraf kalemleri altında ezilen veliler ve ne yaptığını bilmeyen mutsuz çocuklar var sadece. “

“Kreş ve anaokulları olarak çok büyük kaybımız oldu”

Okulların kapalı olmasının bir de idareci ve öğretmen boyutu var. Özel anaokullarında çalışan yaklaşık 35 bin öğretmen bulunuyor ve onlar da okulların kapalı olduğu süreçte kısa çalışma ödeneği olan 1000-1300 TL alıyorlardı. Ankara’da özel bir kreş işleten Yusuf Songül ise hem maddi hem de manevi olarak yıprandıklarını söylüyor:

“Tabii ki o dönmende yaklaşık iki ay maddi kaybımız oldukça yüksekti. Devletin verdiği kısa çalışma ödeneğine başvurduk  hatta ilk başvuranlardan biri biziz. Onu aldı personelimiz,  o da yaklaşık 1700 gibi bir rakam ediyor. Mart, Nisan, Mayıs aylarında bizim hiçbir gelirimiz olmadı ve bizim masraflarımız devam etti.  Kira, aidat gibi masraflar. Kredi borcu olanlar varsa ki bizde onlardan biriyiz çok ciddi maddi olarak sorunlar yaşadık. Çünkü, çocuk gelecek ödeyecek bizde onun karşılığında ödemelerimizi yapacağız, o bitti. Bizim gelecek paralarımız kesildiği için biz bankalara ödemelerimizi yapamadık. 1 Haziran’da açıldıktan sonra herkes tedirgindi ve  biz de tedirgindik. Daha önce 15 Haziran’da açılacak gibi konuşuluyordu. Ama perşembe günü karar verildi pazartesi açılacak dendi biz o iki günlük sürede tedbirlerimizi aldık. İlaçlamamızı yaptık, temizliğimizi yaptık çünkü 2 buçuk ay kapalıydı. Bu arada almamız gereken ateş ölçerdir, dezenfektandır hepsini aldık ve 1 Haziran’da açtık. Ama gelen çocuk sayısı kapattığımızdaki çocuk sayısının 7 de biri kadardı. Bayağı az bir çocukla başladık. Tabii 1 Haziran’da kısa çalışma ödeneğinden çıktık. Çalışan personellerimizin hepsini çağırdık, çalışmaya devam edildi biz elemanlarımızın ödemelerini yapmaya başladık. Çalışanlarımızın devletten aldığı para da kesildi. Maaşları ödemeye başladık ama 7 çocukla ne maaş ödenebilir ne kira ödenebilir ne de diğer masraflar karşılanabilir.  Sadece 2 buçuk ayda ödenmeyen paralar değil ondan sonra Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül belki de Ekim ayına kadar çocuklar yine toplanmadı. Tabi bu arada biz belki biraz şanslıyız. Biz Ekim ayında fena olmayacak bir öğrenci sayısını bulduk. Hiç açılamayan kreş var.  Maddi olarak herkesin kaybı çok büyük.

Herkes tedirgindi biz de tedirgindik. 2 buçuk ay evde kaldık ne olacak, nasıl yapacağız, hastalık gelir mi gelmez mi nasıl olur onun kaygısını velilerle birlikte biz de yaşadık. Ama çocuklar 2 buçuk ay evde kaldıktan ve çok da dışarı çıkma şansları olmadığından belki imkanı olan ailelerin bahçesine çıkabildiler ama yine de evde kaldılar. Alışmış olduğu kreş arkadaşları yoktu. Bu nedenle çocukların birçoğunun kreşi özlediklerini gördük, mutlu oldular.  Aileler tedirginlikle beraber çalışmak zorundaydılar. Babaanne anneanne ya da yakınlarına bırakamıyorlardı bulaştırırız korkusuyla. Zaten çalışmak zorunda olanlar hemen getirmeye başladılar çocuklarını. Yavaş yavaş sayılar da arttı çocuklar da geldiklerinde iyiydi, kreşe gelmekten mutluydular. Buradaki davranışlarından hemen hemen herkes gördü, hepimiz farkına vardık.

Biz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı sosyal hizmetlerden ruhsatlı bir kreşiz.  Bize onlardan talimat geldi. Ona göre uyguladığımız kurallar var. Girişte çocuklara dezenfektan kullanılması, öncesinde kreşimizin dezenfeksiyonun yapılması, günde 4 defa ateş ölçtük. Kreşte  çocuklarda maske kullanımı diye bir şey söz konusu değil. Bu dünyanın hiçbir yeri uygulamıyor. Bizim ruhsatımız 2-6 yaş çocukları arasında. Onu o şekilde kullanmak da gerçekten  zor . Personelimiz sürekli maskeli, hiç çıkarmadı onlar. Girişlerde önlem aldık, velileri içeri almadık. Kapıdan çocukları aldılar. Herkes anlayış gösterdi. Şu anda sıkıntısız gidiyor. “

Cesuroğlu: “12 yaş altı çocuklar hastalık için risk grubu değiller”

Pediatrik corona virüs vakalarını gözden geçiren Çin ve Dünya Sağlık Örgütü ortak komisyonu, bir çocuktan yetişkine bulaşan vaka gözlemlemediklerini söyledi. Araştırmacılar ayrıca İngiltere’de 26 binden fazla insanı öldüren virüsü bulaştıran, 10 yaşın altında çocuk vakası olmadığını da belirtti. Dr. Tomris Cesuroğlu’na “Hastalığı bulaştırma riski okulöncesi ve anaokulu çağındaki çocuklarda nedir?”

“Okul öncesi dönem hem hastalığı kapma hem olumsuz etiklerine maruz kalma hem de hastalığı bulaştırma açısından en düşük risk grubu. İlkokul grubu yani 6-12 yaş grubu ise okulöncesi döneme göre bir miktar fazla olmakla birlikte ama yetişkinlere göre yine düşük bunların okullarını kapatmak, onları eğitim hakkından mahrum bırakmak için hiçbir temel bilimsel veri yok. Daha büyük gruplarda ise artık 12 yaş üzerindeki çocuklar ise yetişkinler kadar bulaştırıcı hale geliyorlar. Onlar da hastalık için risk grubu değiller, yakalanma ve bundan dolayı ciddi sağlık sorunlarına maruz kalmaları yine yetişkinlere göre çok daha düşük olsa da bulaştırıcılıkları artık yetişkinlerin düzeyine gelmiş oluyor. Dolayısıyla okul öncesi yaş grubunun evde tutulması okula gönderilmemesi için bilimsel olarak hiçbir sebep yok Tabi bu söylediklerimiz hep ciddi bir hastalığı kanser gibi, şeker hastalığı, doğuştan gelen bozukluklar, bağışıklık yetmezlikleri ve ciddi ilaç kullanımı olamayan çocuklar için. Şöyle rakamlandırabilirim size; şu anda ciddi hastalığı olmayan çocuklar için Covid’e yakalanmaları durumunda hayatını kaybetme ihtimalleri bir milyonda 1 bunu 15 yaş altı için söylüyorum. Bu Türkiye’de bir çocuğun trafik kazasından hayatını kaybetme oranından çok daha düşük. Dolayısla Covid’in olumsuz etiklerinden dolayı endişelenerek çocukları evde tutmanın bir anlamı ve gereği yok. İlkokul ve okul öncesi dönem çocuklarının bulaştırıcılığı da çok az olduğu için onların okullarının açılması okullarına gitmeleri toplum için salgını yayan bir faktör değil. Salgının yayılması için özellikle ilkokul ve okul öncesi bir etken değiller. Daha çok şöyle oluyor, toplumda bir vaka görüldüğü zaman tabi ki okullarda da oluyor. Çünkü bulaşma en çok evlerde oluyor. Covide yakalanmış 10 çocuktan 9’u hastalığı evde bir yetişkinden almış, akranlarından yani ev dışından alan sadece 10’da 1. Dolayısıyla burada çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Bu konuda ne yazık ki Türkiye’deki bazı hocalar korkutma yaklaşımı uyguluyorlar, çocuklar da ölür, bizim hastanemizde şu kadar çocuk yatıyor diye, yani bunları rakamlara vurduğumuz zaman, elbette hiçbir çocuk hayatını kaybetmesin isteriz ama hayatın kendisi bir risk. Sokağa çıktığınız andan itibaren olumsuzluklarla karşılaşabilirsiniz. “

“Çocukları eve kapatırsanız geri dönülemez zararları olur”

Bunları dinledikçe içim biraz rahatlamıştı ama benim gibi çocuğunu kreşe gönderen anne gibi göndermeyen hala kaygılı birçok anne baba  var. Peki bu yaş grubu çocukların evde kalması onları nasıl etkiliyor?  Dr. Cesuroğlu yanıtlıyor:

“Çocukları eve kapatmanın zararı onların gelişimdeki zararlar çok daha büyük. Şöyle diyeyim size; çocuk beyni sürekli gelişiyor ve değişiyor. Bazı becerilerin kazanılması için bazı kritik yaş aralıkları var. Örneğin okul öncesi dönem zeka gelişimi, fiziksel gelişim ve sosyal gelişim için çok kritik bir dönem. Burada beyinler arasında nöronlar arasında yeni bağlantılar yapılıyor. Şimdi bu dönmede çocukların okula gitmesini engeller, diğer çocuklarla ve yetişkinlerle etkileşimini engellerseniz, onları eve hapsedip, televizyonun karşısında saatler geçirmesine sebep olursanız, bunun çocuğun zeka gelişiminde, sosyal ve fiziksel gelişiminde çok ciddi zararları olur. Bunlar ne yazık ki geri dönülmesi çok zor olan zararlar. Çünkü dediğim gibi beynin gelişmesiyle alakalı olarak bunların telafisi mümkün olamayabiliyor. Ağaç yaş iken eğilir prensibi çerçevesinde, yani şöyle düşünün 20 yaşına gelmiş birinin boyunu uzatabilir misiniz? Hayır, çünkü kemiklerindeki büyüme plakları kapanmıştır. Yine benzer şekilde bazı zihinsel gelişim basamakları da belli yaşlarda gerçekleşiyor ve daha sonra bunları telafi etmeniz çok zor.

Özellikle de gri bölgedeki çocuklar ki yaklaşık çocukların yüzde 15-20 kadarı bu bölgede. Zeka ve sosyal gelişim açısından normalin hafif altında olan çocuklar. Bunlar özel eğitime ihtiyacı olanlar değil, özel eğitime gidecek kadar kötü değil, evde çok ciddi bir sorun yaşamıyorlar ama bunları uyaranlardan mahrum bırakırsanız, akranları ile ve diğer yetişkinlerle etkileşimlerini keserseniz ve bütün gün ekran karşısına oturtursanız, bu çocukların zeka gelişimi yavaşlayabileceğinden ilkokula başladığında çok ciddi güçlüklerle karşılaşabilirler ve hatta eğitime devam dahi edemeyebilirler. Yine sosyal becerileri açısından da aynı şey söz konusu. Bu çocuklarda otizim belirtileri ortaya çıkabilir ve dolayısıyla örgün eğitime devam edemeyecek kadar ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Burada çocuklara çok ciddi bir maliyeti var okul kapamanın. Milyon mertebesinde çocuktan bahsediyoruz burada. Eğitimli ailelerin, kendi çaplarında çocuklarınıza ne kadar aktivite yaparsanız yapın telafi etmeniz ne yazık ki çok zor. Tabi ki çocukların büyük bir kısmı zorluklara karşı mukavemet gösterebiliyorlar ama şunu da unutmamak lazım, çocuklar ne kadar yaşları küçükken bu şekilde bir izolasyona, etkileşime kapanmaya, uyaranlara kapanmaya maruz kalırlarsa o kadar da olumsuz sonuçlarına maruz kalıyorlar. Bir diğer konu online eğitim. Orada kendimizi kandırmayalım. Uzaktan eğitim diye bir şey yok. İnternet üzerinden eğitim almıyorlar, internet üzerinden ders yapıyorlar. Ama bu onların eğitim aldığı anlamına gelmiyor. Bu onların zihinsel ve sosyal becerilerini arttırdıkları anlamına gelmiyor okul öncesi dönem için. İlkokul çağında muhakeme becerisi, problem çözme becerisi, analitik düşünme becerisini internet üzerinden saatlerce ekrana bakarak kazanmıyorlar. Bunlar okul ortamında kazanılan beceriler. O yüzden okulöncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara baktığımız zaman onları eve kapatmayla salgını kontrol altına almada hiçbir faydası yok. Bu çocuklara, ailelerine ve özellikle kadınlara çok ciddi zararı var, maliyeti var. Dünyaya baktığınız zamanda okulöncesini bu şekilde eve kapatan çok çok nadir ülkelerden bir tanesi. Burada özellikle az çok gelişmiş ülkelerin hemen hemen hepsinde okul öncesi ve ilkokul açılmış durumda hatta çoğunda çok basit önlemlerle açılmış durumda. Tartışmalar lise üniversiteyi nasıl açalım. 12 yaş ve üzeri için tartışmalar devam ediyor. Avrupa’ da anaokulu ve kreşler açık orada hiçbir sınırlama yok. Avrupa 6 yaş altındaki çocuklar maske takmıyor, bu da DSÖ’nün önerisi. İlkokul çağı çocukları için DSÖ’nün önerisi toplumda vaka görülme oranı çok yüksek ise eğer maske takmaları toplumda yayılmayı engellemek için gerekli olabilir. Ancak orta ya da düşük vaka görülüyorsa aşırı yüksek vaka görülmüyorsa buralarda ilkokul çağı çocuklarının da maske takmasına gerek yok. Ancak Türkiye’deki vaka oranlarına baktığımız zaman benim de önerim ilkokul çağı çocuklarının kapalı toplu ortamlarda maske takmaları. Ama bu demek değildir ki, bahçede koşup oynarken maske taksınlar. Açık havada maske takma beklentisi çok anlamsız bir şey. Anaokulları için de şunu söyleyebilirim her ne kadar DSÖ maske takmaya gerek yok dese de şu ada vakalar çok görüldüğü için ve toplumda bir gerginlik, bir alışma süreci olacağı için bu yaş grubu takabilir. Ancak daha sonra bundan vazgeçilmesi şartı ile tabi ki.”

“Okul illa sınıfın içerisinde olacak diye bir şey yok”

Son olarak anaokullarının kapalı olduğu o süre nasıl telafi edilebilir? Neler yapılabilir? Sorularımızın yanıtını Dr. Gül Pamukçu veriyor:

“Aslında bu konuda eğitimcilerin çok daha iyi önerilerle gelebileceğine eminim. Ama biraz daha yaratıcı olmamız lazım, biraz daha çözüm üretmek için uğraşmamız lazım. Okul illa sınıfın , binanın içerisinde olacak diye bir şey yok, illa kışın olacak diye bir şey yok. Vaka sayılarının daha düşük olması beklenen ilkbahar, yaz aylarını bu kışın ve son baharda yapılamayan etkinliklerin telafisi için bence kullanabiliriz. Okulları daha uzun süre açık tutabiliriz ve daha farklı yerleri, parkları ve açık alanları kullanabiliriz. Çünkü bu yaş grubunun eğitimi için illa ki sınıfta olmaları da şart değil. Dediğim gibi bu konuda eğitimcilerin isterlerse çok çok daha iyi, çok çok daha eğlenceli ve güzel çözümler de bulacağına inanıyorum. “

 

Önceki İçerik
Post comments (0)

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *