HABER DOSYALARI

Vitamin Dosyası 2: Kullandığımız vitaminler ne kadar güvenli?


Background
share close
Salgınla birlikte vitamin, mineral kapsülleri de peynir ekmek gibi tüketilir oldu. Uzmanlar asıl amacı “takviye” olan vitamin ve minerallerin “mucize” olarak sunulmasına karşı çıkarken, bu ürünlerin klinik çalışmalarla değil gözlemsel çalışmalarla piyasaya sunulduğunu söylüyor.
Tıp insanları, gıda takviyelerini Tarım değil Sağlık Bakanlığı’nın denetlemesi gerektiğini söylüyor.

Pervin Metin
Vitamin dosyasının podcastini dinlemek için tıklayın. 

Çinko, demir, magnezyum… A,  B, C, D vitamini… Günümüzün alışveriş sepetlerinde, elma, portakal, et, süt, ekmeğin yerini “gıda takviyeleri” olarak adlandırılan mineral ve vitaminler aldı. Sadece eczanelerde satılmıyor bu takviyeler, marketlerde, internet sitelerinde. Bir tıkla vücudunuzun ihtiyacı olup olmadığını bilmediğimiz vitamin ve mineralleri kullanıyoruz. Covid salgınıyla birlikte bu kullanım daha da arttı.

Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin 11 büyük ilde yaptığı araştırmaya göre, salgından sonra  gıda takviyelerinin kullanım oranı Türkiye’de yüzde 18’den yüzde 28’e çıktı.

Raflarda, içinde envai çeşit vitamin ve mineralin bulunduğu tablet, kapsül, toz ya da sıvı formunda 7 bin farklı gıda takviyesi bulunuyor. Bu besin takviyelerinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı, ne kadar güvenilir olduğu, sağlığa etkileri, olası yan etkileri tartışma konusu.

Bu vitamin ve mineraller nasıl bir bilimsel çalışmadan sonra piyasaya sunuluyor, kim, nasıl denetliyor?

TEB: İnternet satışı yasaklansın

Vitamin, mineral kullanımı konusunda bu sorular sık sık gündeme gelirken, Türk Eczacılar Birliği yaptığı son açıklamayla, internetten gıda takviyesi satışının yasaklanmasını istedi ve  tartışmayı daha ciddi bir boyuta taşıdı. Birliğin açıklaması şöyle:

Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de gittikçe büyüyen internetten ilaç satışı; halk sağlığını tehdit etmeye, ağır sağlık sorunlarına yol açmaya, sonu ölüme varan zararlar vermeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verileri de olayın vahametini doğruluyor, internetten satılan ilaçların yarısının sahte olduğunu gösteriyor. İnternet üzerinden ilacın yanı sıra gıda takviyesi, dermokozmetik ürünler, bağımlılık yapan maddeler de rahatlıkla sipariş edilebiliyor. Pek çok acı olayı beraberinde getiren internet satışları, halk sağlığına zarar veriyor. Örneğin, “bitkisel, doğal” denilerek internetten pazarlanan zayıflama ürünlerinin hemen hepsinde ilaç etken maddesi “Sibutramin”e rastlanmaktadır. Birçok vatandaşımızın bu ürünlerin kullanımı sonrası hayatını kaybettiğini de üzülerek hatırlatmak isteriz. İlaçların, bitkisel ilaçların, gıda takviyelerinin internetten satışı ivedilikle yasaklanmalıdır. Bitkisel ilaçlar ve gıda takviyeleri, sadece eczacı danışmanlığında halka ulaştırılmalıdır. Söz konusu ürünler Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmalıdır.”

Denetimi Tarım Bakanlığı yapıyor

Kalp-Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu, takviye gıdaların Türkiye’deki yasal düzenlemeleriyle ilgili eksikler olduğunu söylüyor:

İlaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenir. Bunlar ilaç niteliği olmadığı için Tarım Bakanlığı’nın denetiminde. Ne kadar denetleniyor ve ne kadar analiz yapıyor meçhul. Bakanlık analiz yapmıyor, elindeki rapora göre tamam diyor, hiçbir kıymeti yok Tarım Bakanlığı’nın elinde olmasının. O yüzden ben diyorum ki, gidip raftaki şeyleri değil eczanede satılanları alın. Eczaneden aldığınız ilaç ruhsatı olan D vitamini ile gıda takviyeleri satan mağazalardaki apayrı şeyler. Biri denetlenmiş, biri denetlenmemiş. Çöp demek ağır olabilir ama faydalarına çok inanmıyorum onun için de önermiyorum. Reçete yazıyor ve ilaç ruhsatı olanı öneriyoruz. Çünkü diyor ki, 10 damlasında 500 ünite D vitamini vardır, sonuna kadar güvenebilirsiniz.”

Kontrolsüz satış büyük problem

Hematoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner ise Türk Eczacılar Birliği’nin online satılan gıda takviyelerinin neredeyse tamamında etken maddenin olmadığının ya da kutuda yazanın çok altında olduğunun rapor edildiğini hatırlatıyor. “Bunların denetlenemiyor olması sadece Türkiye’de değil bütün dünyada önemli bir problem” diyen Prof. Dr. Çetiner, şöyle devam ediyor:

“İkincisi bunlar ilaç denetiminde olmadığı için Sağlık Bakanlığı’nın katı denetiminden çok kolay kurtuluyorlar. Bunların kontrolsüz satılıyor olması ciddi bir problem, bununla ilgili yaşanmış kötü tecrübeler var. Erek fonksiyonu için erkeklerde kullanılanlarda çok ciddi komplikasyonlarla başvuran çok hasta biliyorum. Bazı sınırlamaların yapılması gerekir, bu tür ürünlerin her yerde satılıyor olması denetimi çok zorlayan bir şey. Eczanelerde satabilseniz daha kolay denetlenir.”

Kimse klinik çalışma yürütmüyor

Bilimsel olarak bu ürünlere gerçekten ihtiyacımız var mı, yoksa sadece pazarlama stratejileri sonucu oluşturulan bir ihtiyaç mı? Prof. Dr. Çetiner, şu yanıtı veriyor:

Tıp dünyasında çok renkli bilinen, iki kere Nobel ödülü alan bir hekimin bastırmasıyla C vitamini kullanımı bir takıntıya dönüştü 1960’lı yıllarda. Bahsettiğim doktor Linus Pauling’dir. İlaç sektörünün de büyük bir yanlışlığı var. C vitamini o kadar kolay ve çabuk ulaşılabilir bir ürün ki, patentlenmesi imkansız. Kimse C vitaminin kanser tedavisinde etkili olup olmadığı ile ilgili klinik çalışma yürütmüyor. Çünkü ilaç alanında yürütülen tüm klinik çalışmalar, ilaç firmaları tarafından yapılıyor. Bu çok büyük bir problemdir.  Çok yüksek dozda C vitaminin kanser hücrelerini kontrol edebileceği ile ilgili ciddiye alınması gereken bir takım laboratuvar çalışmaları olduğu halde, o laboratuvar çalışmaları klinik çalışmalara taşınmadı. Çünkü o etki gösterildiğinde hiçbir ilaç firmasına faydası yok.  Endüstriyel tıbbın kapısının önü de çok temiz değil. Amerika’da saha çalışması vardı. Biri Chicago Üniversite’sinin yaptığı araştırmaydı. Bunlar D vitaminin gerekliliğini ve Covid ilişkisini gösterdi ama herkesin D vitamini alması sonucu çıkmıyor. Sadece ihtiyacı olanın alması gerektiğini gösteriyor. Boston Üniversitesi’nden adamın D vitamini firmalarıyla ilişkisi olduğu ortaya çıktı mesela.”

Gözlemsel çalışma yapılıyor

Gıda takviyelerinin olası negatif etkilerine dair önemli gözlemsel çalışmalar bulunduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Çetiner, şöyle devam ediyor:

“Bazı gözlemsel çalışmalar Omega 3 kullanımıyla prostat kanseri arasında bir ilişki gösterdi.  B12 vitamini kullanımı ile özellikle sigara içenlerde akciğer kanseri riskinin arttığını gösterdi. Gözlemsel çalışmalar bunlar, itiraz edilebilir, su götürür de ama bunların faydalı olduğunu gösteren çalışmalar da gözlemsel çalışmalar. Binlerce post menopoz kadınlar üzerinde bir araştırma yapıldı. Bu araştırma sonunda vitamin takviyesi alanlarla almayan kadınlar karşılaştırıldı. Sonuç olarak vitamin takviyesi alan kadınlarda hiçbir avantaj olmadığı gözlendi.

Kanser tedavisini kesenler var

Klasik tıp o kadar tepeden ve buyurgan bir kimlik taşıyor ki, bir taraftan da o kadar kapitalize olmuş durumdaki insanlar bundan kaçtılar, bunu samimi bulmadılar. Buradan daha doğala yöneldiler. Bu da ikinci bir pazar yarattı. Filanca otunun şu kadar kaynatılması gibi abuk sabuk, bunların peşinden koştuğun zaman, televizyonlarda konuşuyorlar. Kanser hastalarının tedavisini kesip hastalara C vitamini ile kür sağlamaya çalıştıklarını biliyorum. Bir takım takviyelerle yaşamanın daha sağlıklı olduğunu söylemeyiz. Çok yönlü beslenen bir insanın bu tür takviyelere eğer patolojik bir durum söz konusu değilse, bunların normal takviyelere ihtiyaç gösteremez. İnsanlar, kapitalize bir dünyaya alıcı olmaktan çok natürel bir hayata talip olmaya özendirilmeli. Olabildiğince doğal olandan yana olmak gerekiyor. Ne kadar öyle olmadığını düşünsek de doğanın parçasıyız.”

Onay mekanizması nasıl işliyor?

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yaptığı denetimlerin yeterliği olduğunu savunan  Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Samet Serttaş ise analiz ve onay mekanizmasının nasıl işlediğini şöyle anlatıyor:

Gıda takviyesi üretmek isteyen bir firma, ürünün bileşeni etiketi ile beraber Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvuruyor. Bakanlığın belirlediği limitler var. Örneğin A vitamini yapacaksanız ‘içerisine şu kadardan az koyamazsınız, bu kadardan da fazla koyamazsınız ’diyor. Dolayısıyla ilk başta bu bileşen listenizle birlikte Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvuruyorsunuz. Bakanlık bunu inceledikten sonra size bir onay veriyor. Siz bu onay numarasıyla ürününüzü ancak piyasaya arz edebiliyorsunuz. Daha sonra da bu ürünlerin piyasada denetlenmeleri yapılıyor.

Piyasadaki bütün ürünler onaydan geçiyor

Eczanelerde satılsın, ama dikkat edelim gibi bir çok konu gündeme geldi. Ancak tıp doktorlarımız maalesef gıda ve gıda takviyesi ürünlerin hem ülkemizdeki hem de dünyadaki mevzuatına pek hakim değiller. Dünya gıda takviyeleri çoğunlukla bildirim sistemiyle yönetiliyor. Yani siz bir ürünü üretiyorsunuz, bildirim yapıyorsunuz. Şu kadar içine koyduk diyorlar yani bir onay mekanizması yok. Türkiye ise bu konuda çok daha hassas davrandı. Ve piyasaya sunulan bütün ürünleri onay mekanizmasına tuttu. Kafa karışıklığı şundan oluyor. Ürünleri biz kapsülün içerisine, tabletin içerisine, şurup şişesinin içerisine koyduğumuz zaman, bunun sanki bir ilaçmış gibi, dolayısıyla eczanede muhakkak satılması gerekiyormuş gibi bir algı oluşuyor. Ama nasıl ki bebek maması hazırlarken üstündeki talimata bakmadan hazırlayabilir misin? Hazırlayamazsınız. Bir kaşık şundan bir kaşık bundan, süte şu kadar koyacaksınız diye talimat ile ürünü size hazırlatıyor. Bunlarda öyle üzerinde etiketinde bir gün içerisinde içerisinde nasıl kullanmanız gerektiğine  ilişkin talimatlar var. Bunlara uyduğunuz sürece güvenli limittesiniz.” 

Önceki İçerik
Post comments (0)

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *